.


Prof. Dr. Osman Eskicioğlu'yla yapılmış reportajlar



      

Döviz Egemenliğimizi Sarsıyor

 

(07 Ocak 1995 cumartesi günü Zaman Ali Rıza Karasu) 

Serbest piyasa ekonomisinin doğru uygulanmaması sebebiyle yabancı paranın Türk Lirasını değersiz bir konuma getirdiğini, bunun devletin egemenliğini etkileyen bir sonuç olduğunu savunan Doç. Dr. Osman Eskicioğlu, "Piyasada dolaşan yabancı para, maalesef, ülke ekonomisini içinden çıkılmaz bir sonuca götürüyor.
Serbest piyasa ekonomisi doğru uygulanmazken, dövizin ülke ekonomisine getirdiği zarar Güneydoğu da devam eden terörden daha büyük olmaktadır dedi. DEÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Osman Eskicioğlu, ülke ekonomisinin düzene sokulması için öncelikle devletin kurum olarak yeniden tanımının yapılması ve devlet-fert ilişkilerinin dengeli hale getirilmesi yönünde değişikliklere gidilmesi gerektiğini söyledi. Devlet anlayışının yeniden ortaya konarak ele alınması gerektiğini dile getiren Eskicioğlu, ülke genelinde kamu fikrinin menfaat paylaşımı olarak algılandığını ifade etti. Son günlerde döviz fiyatlarının hızla yükselmesinin ekonomiyi zora soktuğunu ve devletin egemenliğini etkilediğini ileri süren Eskicioğlu, "Yabancı para, tedavülde dolaşıyor. Alış-verişler döviz üzerinden belirlenir oldu. Dolar ve mark ile iç piyasadan büyük miktarlarda mal yurt dışına gitmekte. Bize gelen mark karşılığı mal gidiyor. Bu dolayısıyla enflasyona yansıyor dedi. Batılıların devleti bir şirket olarak kabul ettiklerini, menfaat ortaklığı düşüncesiyle ekonomiyi yönlendirdiklerini ancak bizim geleneğimizde devletin bir aile bütünlüğü arz ettiğini de dile getiren Eskicioğlu, "Devlet baba değildir ama devlet velidir. Devlet milletin kendisidir. Bu nedenle devlet-fert dengesinin korunması gerekmektedir" diye konuştu.

 

 Reklâmcılık Ekonominin Kamburu

 

Ekonomide tüketimden kaynaklanan israfın enflasyonu körüklediğine de değinen Osman Eskicioğlu, İslami anlayışta malın alımında kişilere baskı yapılmamasının esas olduğunu belirterek, "Bugün, ekonomi günün moda konusu haline gelmiştir. Dünya pazarlarında pay kapmaya çalışan ülkeler de serbest piyasa ekonomisinin uygulanması yönünde çalışmalar yaparak bu payı büyütmeye çalışıyorlar. Ekonominin kamburu olan reklâmcılık ile insanlar almak mecburiyetinde olmadıkları malı alma noktasına geliyorlar. Bu, insanları ekonomik güçleriyle de bağlantılı olmakla beraber, tüketmeye zorluyor. Bizim anlayışımızda mal alınırken etki altında kalmama esastır. Ancak, tükettikçe israfa daha da meylediyoruz" dedi. Ekonominin; hukuk, ahlak, siyaset ve dinle doğrudan ilişkisinin inkâr edilemeyeceğini kaydeden Eskicioğlu, devlet müesseselerinin çöküş halinde olduğunu, bu çöküşün durdurulması için öncelikle iç barışın sağlanması gerektiğine inandığını belirtti. Enflasyonun ahlaksızlığın kaynağı olduğuna işaret eden Eskicioğlu, rüşvet, fuhuş gibi sorunlara zemin hazırladığına işaret ederek ekonomik sorunların teşhisinin daha seviyeli bir şekilde yapılması gerektiğini savundu. Bugünkü ekonomistlerin İslam ekonomisine ihtiyacının olduğunu vurgulayan Osman Eskicioğlu, "Bugünkü iktisatçılar, ekonomiyi bilmiyorlar. Çünkü insanı tanımıyorlar. Batı bir insan modeli oluşturdu. Ona Homo econimucus dediler. Yani o bir hayvandan ibaretti. Hâlbuki o bir hayvan değildir. Malik olan yani sahip olandır. Ama ekonomik anlayışlar, insanı, ekonominin konusu haline getirmiştir. Öncelikle ekonominin dengelerini ortaya koymaları gerekmektedir. Ekonomistlerin İslam ekonomisini araştırmaları gerekiyor. İsraf ekonomisinin insanı nereye getirdiğini anlamalılar. Ekonomiyi yeniden ayarlayıp düzene koymak gerekir. Devletin hak ve vazifeleri nelerdir, bireylerin hak ve vazifeleri nelerdir? Verginin sebebi nedir? Mesela vergi artırımı bir kazanç sağlamaz. Bugünküler verginin sebebini bilmiyorlar. Verginin sebebi üretimdir. Tüketimden kesinlikle vergi alınmaz. Sonra dolaylı vergiler yanlıştır. Çünkü zenginden 50 milyon alıyorsunuz, fakirden de aynı parayı alıyorsunuz. Marjinal fayda açısından baktığımız zaman bu bir zulüm demektir. Çünkü fakirin verdiği 50 milyon ile zenginin verdiği 50 milyon aynı değildir. Fakirin 5 lira verdiği yerde zengin olanlar zenginlik durumuna göre belki 50 veya 500 lira vermek durumunda olacaklardır. Emek-sermaye ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Yoksa palyatif tedbirler çözüm olmayacaktır" şeklinde konuştu.

 

 

Kuşaklar niye çatışıyor?

(05 Eylül 1994 Pazartesi Zaman Birol Aydın)


Ailedeki yaş gruplarını kuşaklar diye ayırıp çatıştırmak doğru mu?
Doç. Dr. Osman Eskicioğlu’na göre, "Ailenin fertleri farklı düşünebilir. Fakat Müslüman bir toplumda İslâm’ın temel meselelerinde düşünce farklılığı yoktur. Yani farklı düşünceler, tâli meselelerde ortaya çıkmaktadır" dedi. Eskicioğlu, Müslüman bir ailenin, çocuğunun flört etmemesini, disko gibi gayri meşru yerlere gitmemesini istemesinin gayet tabii olduğunu belirterek, "Bir aile her zaman için çocuğunun doğru şeyler yapmasını ister. Bazı mihraklar özellikle flört gibi şeyler üzerinde çok duruyor. Bu durum gencin daha çok hoşuna gittiğinden gençler, flörtü benimsiyor. Aile de buna karşı çıkınca kuşak çatışması diye nitelendiriliyor. Müslümanca yaşantıda flört diye bir şey yoktur" dedi. Eskicioğlu, gençlerle ebeveynleri arasında düşünce ayrımı oluşturulmak istenmesinin gerisinde batı anlayışına daha hızlı angaje edilmek istenmesinin olduğunu belirterek, "Bu uygunsuz ortamı körüklemek için de en etkili silah olarak kitle iletişim araçları kullanılıyor. Gerek reklâmlar yoluyla ve gerekse de modayla gençlerin behimi hisleri azdırılıyor. Reklâm ve moda özellikle gençlerimizi gayri meşru davranışlara itiyor. İnsanın iradesine hâkim oluyor. Şunu belirtmek isterim ki, bugünkü reklâmcılığa "modern totalitarizm" diyebiliriz" dedi.

 

 

Bayramlar yalnız bireyi toplumla kaynaştırıyor

(20 Ocak 2005 Perşembe Zaman Gazetesi

Ali Rıza Karasu-Mustafa Yüksel)

Bayramların bireylerin toplumla bütünleşmesi için önemli bir fırsat olduğunu söyleyen Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, "Bayramlar birçok insana unutulan ibadetleri hatırlatıyor. Sosyal olmak dinimizin emridir. Bu emir sayesinde biz sosyalleşiyoruz” dedi.

İnsanların önem verdiği dinî günlerden bir tanesi de bayramlar. Büyük şehirleri terk edip memleketine dönen insanlar büyükleriyle hasbıhal edip bu günleri doya doya yaşıyor. Uzmanlar bu günlerde insanların birbirlerine sarılmalarını, kucaklaşmalarını, sözlü yazılı haberleşme araçlarını kullanarak sevgilerini açığa çıkarmasını istiyor. Psikologlar, bu günlerde aranma oranının kişinin bulunduğu ortamda ne kadar sevilip sayıldığının bir göstergesi olacağını vurguluyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, bayramların bireylerin toplumla bütünleşmesi için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. İbadetlerin uhrevî ve İlahi yönünün yanında toplumsal tarafının da bulunduğunu belirten Eskicioğlu, "Müminler bir vücudun azaları gibidir." hadisiyle bir toplumun sosyal yönden birbirine ne derecede bağlı olması gerektiğine işaret edildiğini ifade etti. İslam dininin toplumların kaynaşmasına büyük önem verdiğini kaydeden Eskicioğlu, Ramazan ve Kurban bayramları ile haccın kaynaşmaların sağlanması için önemli fırsatlar olduğunu vurguladı. Her yıl milyonlarca insanın hac vazifesini yerine getirmek için kutsal topraklara akın ettiğine dikkat çeken Eskicioğlu, toplumlar arasında benzer bir kaynaşmanın başka bir dinde olmadığını belirtti. Peygamber Efendimizin (sas) toplumu kaynaştıran etkinliklere büyük önem verdiğini anlatan Eskicioğlu, "Peygamber Efendimiz bayram namazlarını musalla denilen açık çok geniş bir meydanda kılardı. Bununla daha çok insanı bir araya getirerek kaynaşmalarının sağlanması amaçlanıyordu." dedi.

İnsanların yiyip içmek gibi bedensel ihtiyaçları olduğu gibi ancak bir toplum içerisinde olunca giderilen sosyal ve ruhi ihtiyaçlarının da bulunduğunu dile getiren Eskicioğlu, bayramların sosyal ve ruhi ihtiyaçların giderilmesi için iyi birer fırsat olduğunu belirterek, "Bayramlar psikoloji demek, ruhsal dünya demek. Bayramlar birçok insana unutulan ibadetleri hatırlatıyor. Sosyal olmak dinimizin emridir. Bu emir sayesinde büyükler ziyaret edilir, kimsesizlere gidilerek toplumsal görev yerine getirilir." dedi.

 

CHP’nin kafasını örümcek bağlamış

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Robert Kolej’de yaptığı konuşmada, başörtüsü karşıtlığını, henüz doğmamış çocuklara bile yansıtması kamuoyunu şoke etti. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili yaptığı değerlendirmede; `Türbanlı Cumhurbaşkanımız olmasını ister misiniz? 30 yıl sonra bugünkünden daha çok kadının, henüz doğmamış çocuklarımızın türban takmasını ister misiniz?` diyerek başörtüne karşı tahammülsüzlüğünü ortaya koyması büyük tepki topladı.

 Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Eskicioğlu,  `Başörtü meselesini anne karnındaki çocuğa kadar götürülmesi, bunlarının kafalarının ne kadar örümcekli ve karanlık olduğunu gösteriyor` diye konuştu.

ESKİCİOĞLU: MÜSLÜMANLARLA ALAY EDİYORLAR

Müslümanlarla resmen alay edildiğine dikkat çeken Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, eşyayı çarpık gören ve şaşı olan insanların böyle akıl almaz laflar edebileceğini söyledi. Eskicioğlu, `Müslümanlara, `Nerdeyse anne karnındaki çocukların da başını örtecekler` demek alaydır. Dinle alay ediyorlar. Başörtüsü takma mükellefiyeti belli bir yaşta başlıyor. Başörtü meselesini anne karnındaki çocuğa kadar götürmek, bunların kafalarının ne kadar örümcekli ve karanlık olduğunu gösteriyor. `Doğmamış çocuğa türban takmak ne demek?..` Olmaz işler peşinde koşmak demektir. CHP olmaz işler peşinde koştuğu için bunların kafaları eksi yönde çalışıyor. Olur, şeylere kafaları çalışmaz. Bunun için de halk onlara en iyi cevabı veriyor. Vermeye de devam edecek. CHP hep bu memleketin zararına çalışmıştır. Milletin değerlerine saygı göstermemiştir. Hala bu milletle uğraşıyorlar. Artık insanımızın yakasını bıraksınlar` diye konuştu.

Vakit Gazetesi 11.06.2005

 

Prof. Eskicioğlu: Misyonerlerden Korkmuyoruz

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, Rahşan Ecevit’in korkusunu paylaşmadı. ...

Misyonerliğin Avrupa Birliği ile bir ilgisinin olmadığını belirten Eskicioğlu, "Misyonerlik Hıristiyanlığın ilk gününden beri var olan bir olgu. Ortaya yeni çıkmadı ki." dedi.

"AB'ye katılmamız faydalı. Bizim onların ilmine, onların da bizim dinimize ihtiyacı var. Dinini iyi bilen, dürüst ve temiz insanlar misyonerlerden etkilenmez." Diyen Prof. Dr. Eskicioğlu, Avrupa medeniyetinin, din dışı yapılanmış bir Rönesans medeniyeti olduğunu savundu. Bu medeniyette dinin yerinin olmadığını anlatan Eskicioğlu, şöyle devam etti: "1300'lerde başlayan bu medeniyet ihtiyarladı. Medeniyetler genellikle bin yıl devam eder. 500-600 sene yaşadıktan sonra da başka bir medeniyet ortaya çıkmaya başlar. Bu yeni medeniyet İslam ile Avrupa biliminin birleşmesinden doğacaktır. İslam dünyasında başlayan uyanış bunun göstergesidir. Dinimizi iyi öğrenir ve doğru yaşarsak Hıristiyanlık ve misyonerlerden etkilenmeyiz. Efendi, temiz, mütevazı insanlar yaşantılarıyla Batı'yı etkileyecektir. İslam'ın ilkbaharı geliyor. 500 senedir kışı yaşayan İslam medeniyeti yeniden bahara doğru gidiyor. "İnsanların dinlerini anlatmasının serbest bırakılmasını isteyen Prof. Dr. Eskicioğlu, herkesin başka dini karalamamak şartıyla rahat rahat dinini anlatması gerektiğini, Hıristiyanlığı anlatmanın serbest olduğu kadar İslam'ı anlatmanın da serbest olması gerektiğini vurguladı. Rahşan Ecevit'in bu konuyu iktidarı zamanında değil de niçin şimdi gündeme getirdiğini merak ettiğini belirten Eskicioğlu, "Rahşan Hanım 'Ben Müslüman'ım. Ülkemde Müslümanlığın gerilemesini kabul edemem.' diyor. Bu açıklamalarını takdir ediyoruz. O zaman dinimizi iyi anlatalım, iyi anlatmanın yollarını açalım." diye konuştu.

Zaman Gazetesi 04 Ocak 2005, Salı


 

emailrol.gif (21439 bytes)

arrow1b.gif (1866 bytes)

.