.

HAŞR SURESİ

 

Haşr Suresi 59/ Ayet: 7

“Allah’ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”

Fey, daha önce de geçtiği üzere[1] Müslümanların savaş yapmadan düşmandan barış yoluyla anlaşma ile almış oldukları mallara denir.[2]

İslam hukuku yani fıkıh kitaplarında fey hakkında uzun tartışmalar vardır.[3] Fey nedir, hangi mallara denir, ne gibi hükümlere tabidir. Mesela Hanefiler feyin hak sahiplerinden Allah ve Resulün haklarının düşmüş olduğunu ileri sürerken Şafiiler Resulün hakkının halifeye intikal ettiğini söylerler.[4] Ebu Hanife, fey mallarının ganimette olduğu gibi beşte birinin bölünmesini kabul etmezken Şafiiler ise yine aynı hükmü uygulamaktadırlar.[5]

Ganimet ayetinde humüs: beşte bir kelimesi geçtiği halde[6] bu kelime bu ayette zikredilmemektedir. Öyleyse buradan fey mallarının tamamının hak sahipleri arasında pay edilir diye bir neticeye varabiliriz.

Bu ayette Allah kelimesinin teberrüken söylendiğini iddia edenler bulunmakla beraber bu hakkın yani Allah’a düşen payın kamu yararına harcanacağını ileri sürenler de vardır.[7] Biz de daha önce geçtiği üzere[8] bunun şuraya verilmesini uygun buluyoruz. Resulün hakkı olan payı ise başkana yani hükümetlere intikal ettirilmesini isteyip teklif ediyoruz. Diğer sınıflara gelince, onlar da yerli yerinde kalarak kendi paylarının harcamalarını kendileri yaparlar.

Bu ayette İslam ekonomisi açısından çok önemli olan bir esas, bir husus daha açıklanmaktadır. Bu esas da malların bu şekilde çeşitli sınıflar arasında dağılmasının sebebi, malların sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet olmamasını temin edip sağlamaktır. Ayette bu durum açıkça anılmaktadır. Böylece servetin yalnız birkaç kişinin veya mutlu bir azınlığın ya da aristokrat bir sınıfın elinde bulunmasına karşı çıkılmakta ve sermaye birikimi önlenmektedir.[9]

Büyük üstat Elmalılı, kelimenin dûlet veya devlet vecihlerini düşünerek ayette siyasi, mali ve iktisadi esaslar bulunduğunu söyler.[10] Mesela siyasi iktidar sadece zenginlere çalışan onlara mal ve servet temin eden bir kuruluş olmadığı için düşmandan savaşsız olarak alınan malların yetimler, yoksullar ve yolcular arasında dağılması gerekir. Çünkü devlete vücut veren toplumun içersinde yoksul ve diğer sınıfların da katkısı vardır. Mallar sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet olmaması için fey, yalnız ganimet alan kimseler arasında değil, daha çok ihtiyaç sahibi olan kimseler ve sınıflar arasında dağıtılır.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Fey malları düşmandan savaş yapmadan barış ve anlaşma ile alınan mallar olup bu fey malları ganimet mallarında olduğu gibi beşe taksim edilmeden sınıflar arasında taksim edilir.

2- Fey mallarından Allah’ın payına ayrılan hisse şuralar tarafından gereken yerlere harcanır.

3- Fey mallarından Resulün payına düşen hisse hükümetler tarafında gereken yerlere harcanır.

4- Fey mallarının geri kalan diğer kısmı da akraba, yetimler ve yolcular sınıfları arasında eşit bir şekilde paylaştırılır.

5- Fey malları için savaş yapılmadığından savaşçıların bundan bir hisse almaya hakları bulunmaması dolayısıyla bu mallar doğrudan doğruya adı geçen sınıflar arasında eşit olarak taksim edilir.  

6- Ganimette ise mallar savaş ile ele geçirildiği için bu malların beşte dördü askerler arasında dağıtılır; beşte biri ise şura, hükümet, akraba, yoksul ve yetimler sınıfları arasında paylaştırılır. 

7- Malların ve paraların toplumda sadece zenginler sınıfının elinde toplanması ekonomik açıdan zararlıdır.

8- Mal ve paraların tedavülünü sağlamak ve hem de toplumda bütün sınıflar arasında dolaşımını gerçekleştirmek gerekir.

9- Mal ve paralarda tedavül esastır.

10- Mallara kimin daha çok ihtiyacı varsa malın onun elinde olması daha faydalı olur.

11- Devlet yalnız zenginlerin kurduğu bir şirket veya dernek olmadığı için devlet gelirlerinden toplumdaki fakirlerin de faydalanması gerekir.

12- Siyasi iktidarda adaleti gerçekleştirmek için devlet bütçesinde ihtiyaç sahibi fakir sınıflara hisse ayrılır.

13- Askerlik yaparak siyasi iktidarı savundukları için fakir sınıflar da fey mallarından kendilerine düşen payı alırlar.

 

CUMA SURESİ

 

Cuma Suresi 62/ Ayet: 10

“Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.”

Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın ifadesine rızık, ticaret, ilim, ibadet gibi anlamlar verilmiştir.[11] Bunlardan rızık aramak ve ticaret yapmak gibi manalar bizim konumuz olan ekonomi açısından en yakın olan anlam olduğunu söyleyebiliriz.

Bu ayeti ticaret yoluyla rızık aramak anlamında anladığımız zaman Cuma namazı bitince hemen çalışmaya koyulacağı; yeryüzüne dağılın ifadesinden de ticaretin beynelmilel bir olay olduğu anlaşılır. Böylece yine bu ifadeden İslam düzeninde Cuma gününün tatil olmadığı da ortaya çıkmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber’in Cuma namazını kılınca çarşıya çıkıp dolaştığı (kontrol ettiği) görülmüştür.[12]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Cuma namazı kılınınca Müslümanlar hemen çalışmaya gidebilirler; mecburi tatil yoktur.

2- Cuma namazı ifa edildikten sonra ticaret yapmakta bir sakınca yoktur.

3- Ticaret yapmak beynelmilel bir olaydır. Bu sebeple ticareti engellediği ve hatta yasakladığı için gümrüklerin doğal olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

4- Müslüman bireyler bir taraftan ibadetlerini yerine getirirler, diğer taraftan da bu görevlerini ifa ettikten sonra ticaret ve diğer yollarla rızık aramaları gerekir.

 

TALAK SURESİ

 

Talak Suresi 65/ Ayet: 6

“Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.”

 

Bu ayet de ücretin meşru ve mübah olduğunu gösteren ayetlerden birisidir. Burada ücrete sebep çocuğun emzirilmesidir. Yani faydalı olmaktır. Verilen fayda arttıkça ücretin de artacağı doğaldır.[13]

Çocuk dünyaya gelince ona bakma ve baktırma ve infak etme görevi esas itibariyle babalara aittir.[14]

Ücretin tahakkuk işi bu ayette “emzirirlerse cüretlerini verin” denilmek suretiyle emzirme hizmeti yerine getirilip bittikten sonra tanındığı için sadece sözleşme ile ücret tahakkuk etmez. İşte bu sebeple ücret, ancak iş bitip tamamlandıktan sonra tahakkuk eder. Yine ayet delalet ediyor ki, kadının çocuğa vermiş olduğu süt, her ne kadar ayni bir mal olsa da icare sözleşmeleri ile gerçekleştirilen menfaatin yerine konulduğundan böylece menfaat kabul edilmektedir. Bu yüzden Hanefiler, menfaatler üzerine alış veriş yapılmasını caiz görmedikleri gibi, bir kadının sütünün bir mal gibi satılmasını da caiz görmezler.[15]       

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Bir menfaat karşılığı ücret almak meşru bir muameledir.

2- Kadınlar emzirme muamelesini yaptıkları için ücret alırlar.

3- Ücret ancak fayda meydana gelirse, geldikten sonra tahakkuk eder.

4- Fayda arttıkça ücret de artar.

5- Sadece sözleşme yapmakla ücret tahakkuk etmez.

6- Çocuk meydana gelince ona bakma, baktırma ve infak görevi esas itibariyle babaya aittir.

7- Bir kadının sütü, her ne kadar ayni bir mal olsa da bu süt icare sözleşmeleri ile gerçekleştirilen bir menfaat durumundadır.

8- Bir menfaat üzerine alış veriş sözleşmesi yapılamaz; ancak icare sözleşmesi yapılır.

9- Sütü için bir davar kiralanmadığı gibi, meyvesi için bir ağaç kiralanmaz. Bunlar ayni bir oldukları için ancak satıma konu olabilirler ve ancak satılırlar.

 

NEBE SURESİ

 

Nebe Suresi 78/ Ayet: 9–11

“Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık.”

Sübât : Bu kelimenin işi tatil ederek dinlenmek anlamına geldiği daha önce geçti.[16] Böylece uyumanın çalışmaktan dolayı meydana gelen yorgunluğu giderdiği anlaşılmaktadır.

Meâş : Geçim vakti demektir. Burada ism-i zaman anlamı verilmesi bizim açımızdan yani İslam ekonomisi bakımından daha uygun olur ki, bu suretle gündüzün hayat ve geçim için çalışmak vakti olduğu orta çıkar.[17]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Çalışmak suretiyle yorulmuş bulunan bir kimsenin çalışıp dinlenmesi gerekir.

2- Yorgunluğu gidermenin en iyi yolu uyumadır.

3- Gecelerde uyuyup dinlenmek esastır.

4- Gündüz bitip gece olunca iş tatil edilir.

5- Gündüz çalışma zamanıdır.

6- İş yerleri ve fabrikalar gündüzleri çalışır.

7- İşçilerin gündüzleri çalıştığı gibi geceleri çalışmaları asıl değildir.

8- Normal olarak çalışma zamanı gündüzleri olup geceleri ancak zaruret durumunda çalışılmalıdır.

9- Aydınlık olması dolayısıyla ve güneş enerjisinin insan vücuduna etkisi sayesinde gündüzler çalışmaya ve böylece üretim yapmaya daha elverişlidir.

 

TEKVİR SURESİ

 

Tekvir Suresi 81 / Ayet: 8–9

“Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman”

Mevûdeh : Küçük iken diri olarak gömülüp öldürülen kızcağız demektir.[18] Cahiliye devrinde Araplar bu kız çocuklarını öldürme işini ya kızı yüzünden bir ar, mahcubiyet, bir eksiklik ve nakisa gelmesin diye yaparlardı veya züğürtlük ve bakıp besleyememek korkusuyla yaparlardı.[19] 

İslam doğum kontrolü konusunda azil yapmayı bile hoş karşılamaz. Onun hakkında soru soran sahabiye Hz. Peygamber “O gizli ve'ddir"demiştir.[20] Burada ve'd kız çocuğunu diri diri mezara gömmek, demektir.

Cabir (r.a.)'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Bizim cariyelerimiz vardı ve onlardan azil yapıyorduk. Yahudiler, işte küçük mev'ûde yani çocuğu diri diri toprağa gömme budur, dediler. Bunun üzerine mesele Rasulullah (s.a.s.)'a soruldu: "Yahudiler yalan söylemiş, eğer Allah onu yaratmak istese onu sen reddedemezdin" buyurdular.[21] Ebû Saîd el-Hudrî ve Enes b. Malik’ten de aynı nitelikte hadisler nakledilmiştir. Yine Cabir (r.a.) şöyle demiştir: "Biz Rasulullah (s.a.s.) devrinde Kur'an inerken azil yapıyorduk. Eğer ondan bir şey yasak edilecek olsa bizi Kur'an nehiy ederdi"[22] Müslim'in rivayetinde "Bu, Rasulullah'ın kulağına vardı, fakat bizi ondan nehiy etmedi" ilâvesi vardır.

Biz kasten çocuk aldırmak, düşürmek gibi meselelerde Elmalılı gibi düşünüyor ve bunun bir çeşit evladı katletmek olduğuna inanıyoruz.[23]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Ar korkusuyla çocuk düşürmek, aldırmak ve öldürmek bir katil cinayetidir.

2- Kasten çocuk düşürmek ve aldırmak evladını öldürmek demek olduğu için aynı katil cinayeti mahiyetindedir.

3- Azil karşılıklı rıza ile olabilir; ancak bunun dışında doğum kontrolünün her şekli yasak ve günahtır.

4- Annenin yaşaması gibi önemli bir sebep olmadan zigot-cenin aldırmak günahtır.   

 

 

MUTAFFİFİN SURESİ

 

Mutaffifin Suresi 83/ Ayet: 1–3

“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.”

Tatfîf : Bir nesneyi eksik ölçmek anlamınadır.[24] Birinci ayetin evvelinde geçen mutaffif kelimesinin anlamı hemen onun arkasından gelen iki ayetle açıklanmaktadır. Bu kimseler alırken dolu dolu ölçerler, fakat verirken ise eksik ve noksan yaparlar. İşte böyle yapan kimseler için kötü bir sonuç ve bir helak oluş vardır.[25] Elmalılı değerli eserinde bu konuda şunları yazmaktadır. Rahman[26] ve Hadid[27] surelerinde de geçtiği üzere Göklerin ve yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge iledir. Bütün hukukun-hakların alacak ve borçların ölçeği de terazidir. Onun için yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olmasıdır. Bunun doğru olması için iki temel esas gereklidir. Birisi ölçünün bizzat kendisinin tam olması, eksik veya fazla olmaması yanlış alet kullanılmaması; diğeri de ölçmenin tam ve doğru olmasıdır. Bu ölçmenin doğru olması ise her şeyden önce hak ve adalet fikriyle ruh doğruluğunun neticesidir. Ölçüyü, ölçeği ve tartıyı doğrultacak olan da odur. Kalp ve vicdanlarında insaf ve doğrulukla hak fikir ve imanı beslemeyenler doğru aletle dahi ölçerken hile yapmaktan kaçınmazlar. İnsanlar başkalarının haklarını da kendi hakları gibi tutarak düzgün bir ölçüyle ölçme duygusunu taşımadıkça hile yapmaktan kurtulamazlar. Düşünme ölçüsü bozuk olan kimseler, aynı bir olayı kendileri için başka, diğerleri için düşünürken de başka türlü değerlendirirler.[28] İşte bu ayette böyle olan yani ölçek ve ölçüleri eksik ve aksak olan ve eksik ölçerek ve aksak tartarak haksızlık yapan birey ve toplumların vay haline, denilmektedir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Ekonomik düzen ancak denge ve denklik esası üzerine ayakta durur.

2- Alış verişlerinde düşünce ve hukuk uygulamalarında eksik, aksak ve noksanlık yapan bir toplum çökmeye ve helak olmaya mahkûmdur.

3- Alış verişte düşünce ve hukukta adalet ve denkliği gerçekleştiremeyen bir ekonomik düzen çökmeye başlar.

 4- Alırken başka, satarken başka davranan kimselerin meydana getirdiği bir toplumda büyük sıkıntılar meydana gelir.

5- Kendileri için başka diğerleri için başka düşünen ve davranan bir toplum için büyük ekonomik krizler meydana gelir.

6- İnsanlardan alırken tam ölçüp onlara verirken ise eksik ve noksan tartan kimselerin meydana getirdiği bir toplum büyük sıkıntılar çekmeye mahkûmdur. 

 

 FECR SURESİ

 

Fecr Suresi 89/ Ayet: 17–20

“Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz.”

Bu ayetlerde yetime ikram edileceğine, yoksulları doyurmak için insanların birbirini teşvik edeceğine, mirasın yerli yerince dağılıp herkesin kendi hissesini almasına delalet, mala aşırı sevgi beslemeden helalini yemeye teşvik ve aksini yapmaya da tehdit vardır.

Türâs : Miras malı demektir.[29]  Yetime ikram etmez, fakire itam etmezsiniz. Fakat miras olarak kalan malı yersiniz.[30] Hâlbuki yetime ikram etmek gerekir. Bu sebeple yetimi ücretsiz olarak istihdam etmek caiz değildir; belki haram bile olur.[31] Mirastan kendi hissenizi ve başkalarının hissesini de alıp yersiniz. Malı o kadar seversiniz ki, haram ve helal demeden obur oburca yersiniz.[32]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Yetimlere ikram edilmeli, mallarına iyi bakılmalı ve onun mirası korunmalıdır.

2- Yoksulları yedirip giydirme konusunda bireyler, birbirlerini teşvik etmelidirler.

3- Birey başkalarının malına asla dokunmamalı, sadece kendi payına düşen malı almalıdır.

4- Mal, ihtiyacı tatmin eden faydalı bir vasıtadır. Mala aşırı rağbet zarar getirir.

5- Aşırı mal sevgisi, insanları helal ve haram demeden durmadan mal toplamaya sürüklememelidir.

6- Yetimi ücretsiz ve bedelsiz olarak çalıştırmak caiz değildir.

 

 BELED SURESİ

 

Beled Suresi 90/ Ayet: 12–16

“Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin? O tutsak bir boynu çözmektir (köle azat etmektir.) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.”

Bu ayette insana zor, yapılması güç ve sarp bir yokuşu aşmak gibi gelen iyi işlerden bahsedilmektedir.[33] Akabe : Engin bir vadiden yüksek bir dağa doğru çıkan sarp yokuş demektir.[34]

Mesğabeh : Meşakkat ve yorgunluğa yakın olan bir açlıktır.[35] Köle azad etmek, sarp bir yokuşu tırmanmak kadar zor bir iştir. Salgın bir açlık ve kıtlık gününde yemek yedirmek, akraba bir yetime veya çok fakir bir yoksula yemek yedirmek de yapılması zor olan işlerdendir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Bir köle azad etmek sarp bir yokuşu geçmek kadar zor, fakat sevindirici ve faydalı bir iştir.

2- Açlık ve kıtlık zamanında yemek yedirmek, sarp bir yokuşu geçmek kadar zor, fakat bu sevindirici ve faydalı bir iştir.

3- Akraba olan bir yetimi doyurmak sarp bir yokuşu geçmek kadar zor, fakat bu sevindirici ve faydalı bir iştir.

4- Çok fakir olan bir kimseyi doyurmak sarp bir yokuşu geçmek kadar zor, fakat bu sevindirici ve faydalı bir iştir.

 

LEYL SURESİ

 

Leyl Suresi 92/ Ayet: 4

“Gerçekten sizin emeğiniz çeşit çeşittir.”

Sa’y : Daha önce de geçtiği üzere[36] koşmak, iş işlemek yani emek manasına gelir.[37]

Bu ayette emeklerin birbirinden farklı olduğu ifade edilmektedir. Nitekim Elmalılı bu ayeti emekleriniz çok farklıdır; kimi iyi çalışır kimi kötü, kimi yüksek kimi aşağı, kimi imanlı kimi imansız diye tefsir etmiştir.[38]

Şettâ : Bu, şetît kelimesinin çoğulu olup dağınık, müteferrik ve perakende anlamına gelir.[39]

Alusi, burada mesailerin, emeklerin dağınık olması, karşılık ve ücretlerinin de değişik olması anlamına gelir demektedir.[40]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- İnsanların emekleri birbirinden farklıdır.

2- Kimi insan iyi, kimisi kötü; kimi yüksek kimisi de aşağı çalışır.

3- İnsanların emeklerinin farklı olması dolayısıyla emeklerin karşılığı olan ücretler de farklı olur.

4- Emekler farklı olunca iş hayatında iş bölümünün olacağı da bir gerçektir.

5- Emekler arasında farklılıklar olunca onun karşılığı ve bedeli olan ücretlerin de farklı farklı olacağı ortaya çıkar.

 

DUHA SURESİ

 

Duha Suresi 93 / Ayet: 9–10

“Öyleyse sakın yetimi ezme! Sakın isteyeni de azarlama!”

Yani yetimi zelil ve hakir görüp kendisini zayıf bulup malına saldırma. Böylece bu ayette yetim hakkına da itinalı davranma konusunda işaret vardır.[41]

Mal dilenmek, ihtiyacını zelil bir şekilde istemek anlamını taşır. İhtiyaç ve maksat gizli şeylerden olduğu için isteyicilerin samimi olup olmadıkları belli olmaz. Bu sebeple evvel emirde dilenci azarlanmamalı, istediği şey verilmese bile kovulmamalıdır ve incitilmemelidir. Dilenci isteğinde zorla ısrar ederse ve durumu da anlaşılırsa yani muhtaç ve muztar bir halde ise ona yardım etmek, farza yakın bir görevdir. Eğer onun isteği kötü bir şey ise o vakit onu azarlamak yakışır. Mal dilenmek ve istenmek genel olarak kötü bir iştir. Ancak başka bir yol bulamayan ve kazanamayan muhtaç bir kimse için bu bir ruhsat sayılabilir. Böyle olan kimselere yardım etmeyi düşünmek ise mali gücü ve kudreti olan zenginler için aynı zamanda bir borç sayılır.[42]  

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Dilenen kimselerin halleri ilk planda belli olmadığı için onlar hemen azarlanmamalıdırlar.

2- Yetimler hakkında itinalı davranıp onların malları muhafaza edilip korunmalıdır.

3- Yetimler zayıf oldukları için malları korunmalıdır.

4- Dilenci incitilmemeli, isteği verilmese bile o kovulmamalıdır.

5- Muhtaç ve muztar bir durumda olan dilenciye yardım etmek farza yakın bir görev olur.

6- Mal dilenmek ve istenmek genel olarak kötü bir iştir. Ancak başka bir yol bulamayan ve kazanamayan muhtaç bir kimse için bu bir ruhsat sayılabilir.

7- Eğer bir dilenci muhtaç değil iken ve mezmum isteği üzerinde ısrar ederse azarlanabilir.

 

MAUN SURESİ

 

Maun Suresi 107/ Ayet: 1–7

“Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.”

Mâûn : Bu kelimenin hangi maddeden geldiği konusunda ihtilaf edilmiştir. Avn kökünden geldiği düşünülürse yardım, yardımlık anlamına gelir ki, Elmalılı böyle mana vermiştir.[1] Onun ma’n maddesinden geldiğini kabul edersek atiyye, ihsan, az çok faydası bulunan şey, konu komşu arasında ariyet olarak alınıp verilen çanak çömlek, kap kaçak, balta ve kürek gibi ihtiyaç olan şeylerdir.[2]

Bu kelimeye zekât anlamı verenler olduğu gibi, mal, su, ot, çanak, çömlek, kova, balta diyenler de olmuştur.[3]

Bu surede dini hayat ile ekonomik hayatın birbiriyle ne kadar alakalı olduğu görülmekte; dini yalan sayan kimsenin yetimi itip kaktığı yoksulu doyurmayı teşvik etmediği söylenmektedir. Böyle yetimi itip kakmak ve fukaraya bakmamak gibi insafsızlıklar dine yalan diyen kimselerin yapabildikleri şeylerdir.[4]

Burada itâm denilmeyip de daha uygun gibi görünen taâm buyrulması, aç olan miskine (yoksula) mali gücü ve kudreti olan zenginler tarafından verilen taam-yiyecek onarlın kendi malı ve mülkü olduğuna delalet eder diyebiliriz.[5]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Birey psikolojisinin hareket ve davranışlara etkisi bakımından dini hayat ile ekonomik hayat birbiriyle yakından ilgilidirler.

2- Dini yalan sayan kimseler, yetimi itip kakarlar; yoksulu yedirip doyurmaya teşvik etmezler.

3- Aç kalan yoksul kimselerin mali gücü ve kudreti olan zenginler tarafından yedirilip doyurulması kendi malı ve mülkü gibi bir haktır.

4- Eğer bir toplumun bireyleri kendi komşuları arasında ariyet olarak verilen kap kaçak, çanak çömlek ve kazma kürek gibi şeyleri yasaklayıp men ederlerse böyle bir toplumun sonu kötü olur.

5- Eğer bir toplumda komşular arasında çanak-çömlek, kap-kacak alıp vermek gibi en basit bir yardımlaşma bile yapılmıyorsa o toplum felah bulmaz, refah toplumu olmaz.      



[1] Elmalılı, VIII, 6163

[2] Kamus, IV, 764

[3] Alusi, XXX, 242; Hulasat-ül Beyan, XV, 6583

[4] Elmalılı, VIII, 6167

[5] Razi, XXXII, 113

 



[1] Enfal 8/ 1

[2] Hasan İbrahim Hasan, s, 251

[3] Serahsi, X, 6; İbn Hümam, IV, 320; Merğınani, Hidaye, II, 105

[4] Merğınani Hidaye, II, 110

[5] Maverdi, Ahkâm-üs Sultaniye, s, 126

[6] Enfal 8/ 41

[7] Ahmed Şelebi, s, 270

[8] Enfal 8/ 41

[9] Ahmed Şelebi, s, 182–193–200

[10] Elmalılı, VI, 4835

[11] Razi, XXX, 9; Cassas, III, 450

[12] Elmalılı, VI, 4991

[13] Muhammed Fehr, İslam’da İş Ahkâmı ve İşçi Hakları, s, 77

[14] Elmalılı, VI, 5072

[15] Cassas, III, 463

[16] Araf 7/ 163; Nahl 16/ 124

[17] Elmalılı, VII, 5537

[18] Alusi, XXX, 52

[19] Razi, XXXI, 69

[20] Müslim, Nikâh, 141; İbn Mâce, Nikâh, 61

[21] Ebû Davut, Nikâh, 48; Nesai, Nikâh, 55; Ahmed b. Hanbel, III, 22, 49, 51

[22] Buhari, Kader, 4

[23] Elmalılı, VII, 5605

[24] Kamus, III, 661

 

[25] Razi, XXXI, 87; Elmalılı, VII, 5648

[26] Rahman 55/ 7–9

[27] Hadid 57/ 25

[28] Elmalılı, VII, 5651

[29] Razi, XXXI, 172

[30] Elmalılı, VII, 5809

[31] Hulasat-ül Beyan, XV, 6446

[32] Alusi, XXX, 127

[33] Hulasat-ül Beyan, XV, 6458

[34] Elmalılı, VII, 5841

[35] Kamus, I, 300

[36] Necm 53/ 39

[37] Müfredat, s, 233

[38] Elmalılı, VIII, 5874

[39] Kamus, I,  582

[40] Alusi, XXX, 148

[41] Alusi, XXX, 163

[42] Elmalılı, VIII, 5905


 

emailrol.gif (21439 bytes)

arrow1b.gif (1866 bytes)

.