.

ŞURA SURESİ

 

Şura Suresi 42/ Ayet: 27

“Allah, kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.”

 Eğer ihtiyaçları tatmin edecek mallar tabiatta çok bol yaygın ve emek harcamadan temin edilecek bir şekilde hazır bulunsaydı insanlar azar ve yeryüzünde fesat-bozgunculuk çıkarırlardı.[1] Ekonomik hayat toplumdaki bireylerin bazısı zengin bazısı da fakir olmaları üzerine kurulmuş olup öyle devam edip gitmektedir. Herkesin aynı derecede zengin veya fakir olması mümkün değildir; hem böyle olması ekonomik açıdan fayda yerine zarar getirir ve böyle bir ortamda toplumda işbölümü de meydana gelmez. Allah rızkı dünyada ihtiyacı tatmin edecek kadar vermiştir.[2]

Devletler maksimum zenginlik devirlerinden sonra çökmeye doğru yüz tutarlar. Bu Allah’ın doğal bir kanunudur. İnsanın meşgul olması, ihtiyaçlarını tatmin etmek için çalışması bir derece de olsa kendisini kötülüğe gitmekten alıkoyar. 

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Eğer insanlar ihtiyaçlarını tatmin edecek malları tabiatta yaygın, bol ve hiç emek harcamadan kullanılacak bir şekilde hazır bulsalardı yeryüzünde fesat-bozgunculuk meydana gelirdi.

2- Allah malları ihtiyaç kadar ve emek harcamakla kullanılacak bir şekilde var etmiştir.

3- İhtiyaçları tatmin edip giderecek malları elde etmek için çalışmak insanı boş durmak ve kötülük yapmaktan alıkoyar.  

4- İnsanlar arasında fakirlik-zenginlik farkının bulunması toplumda işbölümünün doğmasına sebep olur.

5- İnsanların hepsi zengin veya fakir olsaydı işbölümü gerçekleşmez ve dolayısıyla toplum bundan zarar görürdü.

6- Allah insanlara ihtiyaçlarını giderecek kadar bir mal verir. Fazlası da onlara zarar getirir.

 

ZUHRUF SURESİ

 

Zuhruf Suresi 43/ Ayet: 32

“Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.”

 Suhriyy : Mastar olarak bir adamı gündelikçi tutmak, bir iş teklif etmek anlamına gelir.[3] İsim olarak ise bu kelime gündelikçi, işçi demek olur.

Serahsi bu ayeti İcare bahsinde ücretle işçi tutmaktan bahseden bölümde zikreder.[4] Burada özel mülkiyette bireyler arasında farklı derecelerin olacağı açıkça söylenmektedir.[5]

Aslında insanlar arasında kuvvet ve kabiliyet farklarının bulunması onlar açısından bir nimet bilinmelidir. Çünkü birisi kuvvet gücü ile çalışırken diğer zihin gücüyle çalışır. Bir kısım insanlar eğitim ve öğretim işlerinde görev alırken, diğerleri de idari işlerde bir vazife üstlenirler.[6] Eğer insanlar kuvvette ve zayıflıkta ilimde ve cehalette zekilik ve bönlükte hep aynı olsalardı birbirlerine hizmet etmez ve işçilik yapmazlardı.[7]

Ayette Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar diye cümle inkâr sorusu ile söylenmiştir.[8] Bu insanların yapay işbölümü yapamayacaklarını ve gelir dağılımını suni olarak herkese eşit bir şekilde dağıtamayacaklarını gösterir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- İşbölümünü suni olarak ayarlamak mümkün değildir.

2- Gelir dağılımını yapay olarak eşit bir şekilde ayarlamaya çalışmak doğru bir iş değildir, bir fayda getirmez.

3- Özel mülkiyette eşitlik yoktur; farklılıklar vardır.

4- Ücretle işçi tutup çalıştırmak meşru ve mubahtır.

5- Toplumda bireylerin ücretle çalışıp iş yapmaları böylece emek mübadelesinin gerçekleşmesi insan fıtratının gerektirdiği bir husustur.

6- İnsanlar arasındaki kuvvet ve kabiliyet farkı emek mübadelesinin ve istihdamın gerçekleşmesini sağlar.

 

CASİYE SURESİ

 

Casiye Suresi 45/ Ayet: 13

“Allah göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.”

 Teshîr : Bir adamı ücretsiz ve bedelsiz bir şekilde zoraki olarak iş yaptırmak üretim yaptırmak demektir.[9] Öyleyse bu ayete göre göklerdeki ve yerdeki her şey ücretsiz bir şekilde insanoğlunun hizmetine verilmiş ve onun için çalışıp faaliyet göstermektedirler. Onun için tüm varlık karşılıksız olarak insan için çalışmakta, insan da onların bu faaliyet ve çalışmalarından faydalanmaktadır.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Göklerde olan ve yerde bulunan her şey ve tüm varlıklar insanoğluna hizmet etmektedirler.

2- Göklerde olan ve yerde bulunan her şey ve tüm varlıklar insanoğluna ücretsiz, bedelsiz ve karşılıksız olarak hizmet etmektedirler.

3- Göklerde olan ve yerde bulunan her şey ve tüm varlıklar insanoğlunun emrine verilmiş ve ona amade kılınmış değildir. Çünkü tüm hayvan, bitki ve cansız varlıklar kendileri için konulmuş olan kanun ve kurallara tabidirler. 

 

ZARİYAT SURESİ

 

Zariyat Suresi 51/ Ayet: 19

“Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.”

Bu ayetteki haktan maksat ve onun verilmesinden maksat farz olan zekât mıdır, yoksa sadaka mıdır konusundan ihtilaf edilmiştir. İbn Ömer, Hasan, Şabi ve Mücahid’e göre bu zekâtın dışında maldan dolayı meydana gelen vacip bir haktır. Diğer taraftan İbn Abbas da malının zekâtını vermiş olan kimseye sadakasını vermese de bir günah yoktur buyurmuştur.[10] Başka bir ayette de “Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan”, kimselerdir. buyrulmaktadır.[11] Burada görüldüğü gibi belli bir hak denilmiştir. İbn Arabî belli olan hak zekâttır; çünkü Allah onun miktarını cinsini ve vaktini beyan etmiştir. Ondan başka olan sadakalar belli değildir diyerek bu ayetlerde geçen hakkın zekât olduğunu savunur.

Elmalılı’nın da açıkladığı gibi malum hak, edası farz olan vergi olabilir.[12] Birinci ayetteki hak ise zekâttan ayrı olarak verebilmesi gerekli olan bir sadaka olarak düşünülebilir.[13]

Bu konuyla ilgili olarak Hz. Muhammed'in çelişik gibi görünen iki hadisi bulunmaktadır. Hz. Peygamber, "Gerçekten malda zekâttan başka bir hak yoktur"[14] ve "Gerçekten malda zekâttan başka bir hak vardır."[15], buyurmuşlardır. Fıkıh usulünde çelişen iki delil telif edilebiliyorsa o iki delilin ikisi de kullanılır. Edilemiyorsa birisi alınır, diğeri ise bırakılır. İşte biz, bu iki hadisi de kullanarak bunlardan birisi resmi, diğeri ise gayr-i resmi olan hakkı dile getiriyor deyip malda zekâttan başka bir hak yoktur hadisinin devletin aldığı hukuki, şer'i, kazai ve mecburi olan zekâtı (vergiyi) ifade ettiğini, malda zekâttan başka bir hak vardır hadisinin ise dini, ahlaki, vicdani ve ihtiyari olan sadakayı ve insanların kendi gönüllerinden koparak verdikleri  hayırları ifade ettiğini söylüyoruz. Tecrid Sarih müellifi Ahmed Naim merhum bu iki hadisi aynı bizim bu anladığımız manada yorumlamış ve farklı bu iki rivayetin hadislerin telifine örnek olarak vermiştir.[16]

Burada hadis metninde dikkat edilirse hak kelimesi kullanılmıştır. Yani gerek devletin aldığı zekât-vergi, gerekse kişinin fakir ve muhtaçlara kendiliğinden verdiği sadakalar bir atıfet, lütuf ve ihsan değil, bilakis karşı tarafın bir hakkıdır. Çünkü üretim ve kazanmalarda o toplumda bulunan herkesin az-uz, görünür ve görünmez bir katkısı vardır. Hukuk, uygulanma açısında ancak tüm vatandaşların katılım ve yardımlarıyla ayakta durabilen bir olgu olduğu gibi, ekonomi de çalışsın çalışmasın, üretsin veya üretmesin toplumda bulunan herkesin en azından bir tüketici olarak bile kendisini hissettirdiği bir alandır. Onun için hiçbir kimse dışarıda bırakılmadan hem hukuki ve hem de ahlaki yardımlaşma ve sosyal dayanışma olarak herkesin hayatı garanti altına alınmıştır. Bu sayede mal ve servet sahipleri, üzerlerine düşen hukuki, ahlaki ve vicdani görev ve sorumluluklarını böylece yerine getirirler.

Ayetten Çıkan ekonomik Esaslar:

1- Dilenen ve dilenmeyen fakirler için mallarda miktarı, cinsi ve zamanı belli olan bir hak vardır. (Bu bir zekât vergisidir.)

2- Mallarda dilencinin ve mahrumun hakkı vardır.

3- Dilenenlere ve dilenmeyip fakat fakir olduğu bilinenlere zekâtın dışında var olan haklarının verilmesi mal sahipleri üzerine bir borçtur. (Bu bir sadaka borcudur.)

4- İslam ekonomisinde resmi bir vergi olan zekât şeri, hukuki, kazai ve verilmesi mecburi bir olan bir haktır.  

5- İslam ekonomisinde gayri resmi olarak verilmesi gereken sadaka dini, ahlaki, vicdani ve verilmesi ihtiyari olan bir haktır. 

 

ZARİYAT SURESİ

 

Zariyat Suresi 51/ Ayet: 22

“Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.”

Yiyeceklerin oluşmasına sebep olan güneş, ay ve yıldızlar gökte olduğu gibi içeceklerin temeli olan su da yağmurlar sayesinde var olmaktadır. Mevsimlerin oluşması da yine dünya ile güneş arasındaki bir münasebetten kaynaklanır.

 Dünya, güneşin çevresindeki hareketini yaparken; düz değil de, bir yana eğik biçimde dönmektedir. Dünyanın bu eğik konumu nedeniyle, aynı anda güneş ışınları bir yarımküreye dik açıyla ulaşırken; diğerine eğik açıyla ulaşır. Böylece; her iki yarım kürede aynı anda farklı mevsimler yaşanır. 

Dünya, kendi ekseni etrafında dönerken, bir yandan da güneş ekseni etrafında döner. Dünyamız güneş etrafında hareket ederken elips şeklinde bir yol izler. Buna dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi denir. Dünya bu yörüngede bir turunu bir yılda tamamlar. Dünyanın bu güneş etrafındaki hareketi esnasında dönme ekseni yörünge düzemline dik değildir. Yaklaşık olarak 23,5 derece eğik durumdadır. Bunun sonucu olarak gece ve gündüz süreleri eşit olmaz. İşte bu Dünya ekseninin 23,5 derece olması ve elips şeklinde bir yol izlemesi sonucu güneş ışıkları her zaman aynı eğimle ve aynı uzaklıkla yeryüzüne gelmez. Dünya'mızın Güneş'ten aldığı ısı ve ışık enerjisi değişir. Bunun sonucu olarak mevsimler meydana gelir. Eğer bu mevsimler olmasa yaz kış olmasa, yeryüzünde hayat olmaz diyebiliriz. Çünkü bu tahıllar, meyveler ve sebzeler hep mevsimler neticesinde yani başka bir ifade ile gökler ve yer sebebiyle yetişip meydana gelir. Zaten bu yüzden rızkınız göklerdedir, buyrulmuştur.[17] 

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Yeryüzündeki hayat gökler sayesinde mümkün olur.

2- İnsanın hayatı gökler sayesinde mümkün olur.

3- Tabiat üretimi göklerle birlikte ortaklaşa olarak yapmaktadır.

4- Bitkilerin yetişmesi, ısı, ışık ve nemin bulunup var olması hep gökler sayesinde mümkün olmaktadır.

5- Gökler olmasaydı insan kendi neslini devam ettiremezdi. 

6- İnsanın yiyeceği, içeceği ve giyecekleri hep gökle sayesinde meydana gelir.

 

TUR SURESİ

 

Tur Suresi 52/ Ayet: 21

“O iman edenlere ve imanla onlara tabi olan zürriyetlerine gelince biz onların bu nesillerini kendilerine katarız. Fakat onların çalışmalarından hiçbir şeyi eksik etmeyiz. Zira herkes kendi kazancına bağlıdır.”

Bu ayette bir düzeni kabul edip de o düzen içinde bulunan insanların ve nesillerin genel olarak birbirine bağlı oldukları, belki beraber olup genelde birbirine benzedikleri, fakat çalışma ve iş hayatında farklı çalışanların doğru-dürüst çalışan ve çok çalışan kimselerin bunun karşılığını alacakları belirtilmektedir. Hem burada bir benzetme vardır. Sanki çalışma ve iş hayatı ödenmesi gerekli olan bir borç, çalışan kişi ve kimseler de bu borca karşı rehin alınmış olan varlık ve varlıklardır. Bu çalışma ve iş hayatı ne kadar iyi ve güzel yapılır ve ne kadar iyi ve güzel olursa yani bu borç tam anlamıyla ödenirse rehin olan kişi ve kişiler de kurtulurlar.[18]   

Bu ayete göre kişi ve birey, kendi amel ve çalışmasına bağlıdır. Öyleyse babaları ve ataları zengin olan kimseler, sadece onların kazandıkları ile edemezler, mutlaka kendileri de çalışıp kazanmalıdırlar. Onlar yalnız babalarının ve dedelerinin kazançları ile kendilerini kurtaramazlar.[19] 

Aynı bu ayetin bir benzeri Müddessir suresinde de geçer. Orada “Herkes kendi kazancına bağlıdır (rehindir) Ancak ashabı yemin müstesna” buyrulmaktadır.[20] Yani herkes kendi kazancına bağlıdır; kendi kazancı ile borcunu öder, kazandığını verip borçtan kurtulur. Kimseye başkalarının kazancı fayda vermez. Kişi ancak kendi kazancı iledir, ona kendi kazandığından başka bir şey yoktur. Yalnız bu kuralın dışında kalan kimseler vardır ki, onlar ashab-ı yemin sıfatı ile nitelenen kimselerdir. Elmalılı Müddessir suresinde geçen bu ayetin tefsirinde konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır:

Buradaki ashab-ı yeminden maksat iki anlamda anlaşılabilir. Birincisi kaderde sağ tarafta vaki olmuş, hiç çalışmadan ve kazanmadan kaderleri yaver gitmiş olan kimselerdir ki, bunlar peygamberleridir. Çünkü peygamberlik çalışmakla elde edilebilecek bir görev değildir.

İkincisi ise yemin, ahd, misak ve sözleşme manasına olmasıdır. Çünkü fıtri bir sözleşme ile ilahi ahde girmiş ve yeminlerini tutmuş olan kimseler, kendi çalışıp kazanmalarından sorumlu ve bundan faydalanmış olmakla beraber sonuç itibariyle yalnız kazançlarına bağlı kalmayıp kazandıklarından çok fazla nimet ve mutluluklara ererler ki, bunun misali bir kişinin tem başına çalışmasıyla sosyal bir sözleşmeye bağlı olarak toplum halinde çalışması arasındaki farktır. Zira toplumla beraber yaşayanlar yalnız kendi kazançlarından değil, toplumlarının değerine ve sözleşmelerine olan bağlılıklarına göre birbirlerinin ortak ve karşılıklı mesailerinden yüksek bir biçimde yararlanır. Dağınık çalışmaların zahmeti çok, verimi az olduğu halde bir ahit ve sözleşmeye bağlı olarak çeşitli çalışmalarını samimi bir şekilde birleştirmiş ve çalışmalarının dağınık ve ortak noktalarına hep bir ruh ile sarılarak toplum halinde yürümüş olanlar, her biri kendi çalışmasından yararlanmakla beraber birbirlerinin çalışmalarından da gittikçe artan bir şekilde pay alırlar.[21]      

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Birey ancak çalışmak suretiyle sorumluluktan kurtulabilir.

2- Zengin ailelerin çocukları babalarının ve atalarının kazandıkları ile kurtulamazlar.

3- İnsanlar fıtraten yaratılış itibariyle sosyal bir sözleşmenin içinde olmakla birbirlerinin çalışmalarının faydalanırlar.

4- Herkes çalışıp kazandığı şeye bağlıdır.

5- Bireyler çalışıp kazanmadıkça sorumluluktan kurtulamazlar.

6- Dağınık ve yalnız başına çalışmaların verimi az fakat zahmeti çoktur. Birlik ve cemiyet halinde yapılan çalışmalar ise çok verimli ve daha kolay olur.

7- Bireyler kendi çalışmalarına karşılık bir rehin durumundadırlar. Onlar iyi, güzel ve verimli çalışırlarsa rehin durumunda olan kendilerini kurtarmış olurlar.

 

Tur Suresi 52/ Ayet: 40

“Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?”

Bu ayette hükümetlerin halka ağır vergiler koymaları yasaklanmaktadır. Bu ayetin bir benzeri Kalem suresinde de geçmektedir.[22] İslam ekonomisinde vergiler mal ve paradan yüzde olarak alınır. En az alınan vergi, kırkta bir, en çok alınan vergi ise beşte birdir.  

Elmalılı merhum bu çok vergi alma konusunda değerli eserinde şöyle demektedir. “Yani mütegallip hükümetlerin tazyikleri altında ağır vergilerle ezilmekte bulunan halk gibi ezilmekteler mi?”[23]

Mağrem : Edası gerekli olan nesne, borç anlamına gelir.[24] İnsanın kendisinin hiçbir suçu olmadan malında meydana gelen bir zarar[25] bir cürüm sebebiyle alınan vergi, cebri bir iltizam ile alınan şeydir.[26]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Haddinden fazla vergi almak halkı ezer.

2- Fazla vergi almak büyük bir haksızlıktır.

3- Tayin edilmiş olan vergi nispetlerinden daha fazla vergi almak mal ve sermaye açısından zararlar getirir.   

4-Normal şartlar altında tayin edilmiş vergi nispetlerinden daha çok vergi alınamaz.

 

NECM SURESİ

 

Necm Suresi 53/ Ayet: 39

“Gerçekten insan için ancak emeği-çalıştığı vardır.”

Sa’y : Süratle yürümek, iş işlemek anlamına gelir.[27] Bazı müfessirler bu ayette çalışmaya teşvik bulunduğunu söylemektedirler. Gerçekten insan ancak kendi elinin emeğine sahiptir ve insan için elinin emeğinden başka bir şey yoktur. O kendi emeğinin faydasına sahiptir, başkasının emeğinden fayda görmez. Emeksiz yemek olmaz, emeksiz bir şey olmaz; olsa da insana bir fayda vermez.[28]

Ayetteki lam harfi ihtisas ve istihkak manasına olup[29] menfaatin kime ait olduğunu gösterir.[30] Buna göre emeğin menfaati emek sahibine aittir.

Buradaki ma harfi ise masdariye veya mevsule olabilir. Masdariye anlamını aldığımız zaman insan için çalışması yani emeği vardır manası çıkar. Mevsule anlamını aldığımız zaman ise çalıştığı yani emek verdiği vardır şeklinde bir mana anlaşılır. Bundan maksat insanın çalıştığı şeyin aynısı kendisinin demek değildir. Çalıştığının sevabı, çalıştığının ücreti veya çalıştığının karşılığı kendisinin ya da onun çalışması korunmuş ve boşa gitmez demek olur.[31]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- İnsanın emeği kendisine mahsustur.

2- İnsan için kendi emeğinden başka bir faydalanma kaynağı yoktur.

3- Fayda emek ile gerçekleşir; emek verilmeyen bir şeyde fayda yoktur.

4- Fayda çalışıp emek harcadıktan sonra ortaya gelir.

5- İnsana gereken şey, çalışıp emek harcamak ve böyle kazanmaktır. 

6- Emek bir menfaat olup sahibine aittir.

7- İnsan emeği kutsal olup korunmuştur.

8- İnsan ancak çalışmasının karşılığına, emeğinin bedeli olan ücrete sahip olur.

9- İnsan başkalarının sırtından geçinemez.

10- Emeksiz yemek olmaz.

11- Emek insanın koşmasını, çalışmasını ve hareket etmesini sağlayan bir güç ve enerjidir.

 

HADİD SURESİ

 

Hadid Suresi 57/ Ayet: 11

“Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükâfat da vardır.”

Bu ayette faizsiz kredi kurumu ile ilgili esaslar getirilmiştir. Bu ayetin bir benzeri daha önce geçtiği için[32] üzerinde fazla durmayacağız. Fakat değişik ayetlerdeki farklı ifade şekillerinden bu konudaki eksik olan esaslar bu farklı ifadeler sayesinde tamamlanmış olur.

Mesela Maide suresi 5/ 12. ayetinde faizsiz kredi verenlerin günahlarının örtüleceği söylenmekle bazı küçük hatalar yüzünden veya doğal olarak meydana gelen krizlerin yine bu yolla ortadan kalkacağına bir işaret verilmiş olabileceğini kabul edebiliriz.    

Ayrıca Hadid suresi 57/ 18. ayetinde sadaka (veya zekât) veren erkek ve kadınlar anıldıktan sonra Allah’a karz-ı hasen yoluyla ödünç verenler buyrulmaktadır. Öyleyse karz-ı hasen, zekât ve sadakanın dışında onlardan farklı ve başka bir şeydir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

               Faizsiz kredi kurumunu çalıştıran yani karz-ı hasen ile ödünç verme yöntemini uygulayan ülkelerde ufak tefek olarak meydana gelen ekonomik krizler ortadan kalkar.

Faizsiz Kredi dağıtılan ülkelerde doğal olarak meydana gelen bazı ekonomik eksik ve aksaklıklar yine doğal olarak ortadan kaybolup giderler.

3- Halk, verdikleri sadaka ve zekâtın dışında karz-ı hasen kurumuna faizsiz ödünç-karz-ı hasen veririler.  

4-Devlete (millete) karz-ı hasen yoluyla faizsiz ödünç vermek, Müslümanların namaz kılmak ve oruç tutmak gibi kutsal olan görevlerinden biridir.



[1] Razi, XXVII, 170

[2] Alusi, XXV, 38; Razi, XXVII, 170

[3] Kamus, II, 385

[4] Serahsi, XV, 74

[5] Ahmed Şelebi, es-Siyaset ve’l-İktisat, s, 181

[6] Menna Kattan, İslam’da Mülkiyet Nizamı, s, 41

[7] Razi, XXVII, 209

[8] Alusi, XXV, 78

[9] Kamus, II, 385

[10] Cassas, III, 411

[11] Mearic 70/ 24–25

[12] Elmalılı, VII, 5358

[13] Elmalılı, VI, 4532

[14] İbn Mace, Zekât, 3

[15] Tirmizi, Zekât, 27, No: 659; Darimi Zekât, 13)

[16] Ahmed Naim, Tecrid Sarih, I, 314

[17] Alusi, XXVII, 9

[18] Alusi, XXVII, 32

[19] Elmalılı, VI, 4554

[20] Müddessir 74/ 38–39

[21] Elmalılı, VII, 5465

[22] Kalem 68/ 46

[23] Elmalılı, VI, 4564

[24] Kamus, IV, 420

[25] Müfredat, s, 360

[26] Elmalılı, VI, 4563

[27] Müfredat, s, 233; Kamus, IV, 1007

[28] Hulasat-ül Beyan, XIV, 5649

[29] Elmalılı, VI, 4610

[30] Razi, XXIX, 15

[31] Razi, XXIX, 15

[32] Bakara 2/ 245


 

emailrol.gif (21439 bytes)

arrow1b.gif (1866 bytes)

.