.

Kur'ânın İktisadî (ekonomik) Tefsiri


Prof. Dr. Osman Eskicioğlu*

ENFAL SURESİ

 

Enfal Suresi 8/  Ayet: 1

“Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resulüne aittir. O hâlde, eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Resulüne itaat edin.”

Enfâl : Cacık ve salata yapılan bir çeşit ota nefel adı verilir.[1] Bu kelime fazlalık ve ziyade anlamına gelir. Bundan alınarak ganimet manasında kullanılmaya başlamıştır. Bu konuda nefel, fey ve ganimet olmak üzere üç çeşit kelime vardır ki, her biri ayrı ayrı anlama delalet eder. İslam hukukunda başkanın savaşa teşvik için bazı askerlere gazilere verdiği şeye nefel derler.[2] Nafile kelimesi de bu kökten gelip vergi manasını ifade eder.[3] Öyleyse bu kelimenin genel olarak toplum gelirlerini dile getirdiğini söyleyebiliriz.

Bu ayette enfalin Allah ve Resulüne ait olduğu bildirilmektedir. Bu kelimenin kökünde oradan buradan toplanan ot ve vergi anlamı bulunmakla yeteri kadar emek verilmeden elde edilen malların topluma ait olduğu, Allah’ın ve Resulün olmakla bu gelirleri şuranın ve başkanların yani hükümetlerin harcayacağı, Allah ve Resul kelimeleri birbiri üzerine atıf yapılmakla da şuralara ve hükümetlere bütçeden ayrılan payların genel olarak eşit olacağı anlaşılabilir. Enfal kelimsini ganimet manasına alırsak burada ganimetlerin taksiminin Allah ve Resulüne ait olduğu, duruma göre istenildiği şekilde harcama yapılacağı anlaşılır. Daha sonra gelen bir ayette ise[4] Allah ve Resulüne beşte bir (1/5) verilmektedir. Bu yönden ayete mensuh diyenler de olmuştur.[5] Yalnız bu kelime savaşta düşmanı öldürdükten sonra üzerinden alınan elbise ve eşya anlamına gelirse işte bu malların başkana ait olduğu anlaşılır. Malik ve Ebu Hanife’ye göre bu da beşte bire dâhildir.[6]

Düşmandan savaşla elde edilen mallara ganimet, savaş yapmadan barışla alınan mallara fey adı verilir.[7] Bazıları Müslümanların müşriklerden harp etmeksizin aldıkları hayvan, köle ve eşya gibi mallara da Enfal demişlerdir.[8]

Bu kelime ister ganimet, ister başka bir anlamda kullanılmış olsun ve şu veya bu manada anlaşılmış olsun, onun toplum malları hakkında esaslar getirdiği muhakkaktır. Belirli gelmesiyle de devletin gelir kaynaklarının belli olduğu anlaşılır. Ayrıca çoğul olmasından da gelir ve giderleri ayrı olan kamu malları anlaşılır ki, buna örnek mesela tarihteki vakıflar böyle idare edilen devlet kuruluşlarıdır. Vakıfların gelir ve giderleri kendilerine mahsus olup müstakildirler.[9] Bugün bunun yerini mesela üniversitelerde olduğu gibi katma bütçeli daireler almaktadır.[10]

Ayette islâh-ı zât-ı beyn’den, araların düzeltilmesinden bahsedilmektedir. Buna insanlar arasındaki laf ve dedi koduların ıslah edilmesi, ayrılık ve gayriliğe sebep olan şeylerin düzeltilmesi gibi anlamlar verilmiştir.[11] Bu ganimet mallarından yani bir nevi vergi mallarından sonra geldiği için burada halkın ortak hizmetlerine (yol, su, elektrik, ilaçlama, muhabere, koruma, muhasebe ve bekçilik gibi yerlere) harcanacağını anlamak mümkündür.

Ayetin sonunda Allah’a ve Resulüne itaatin emredilmesiyle bireylerin başkanlarına onların meşru olan emirlerine uymaları gerektiği anlaşılmaktadır.   

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Ganimet gibi toplum gelirlerini şuralar ve başkanlar (yani hükümetler) harcar.

2- Bütçede şura ve hükümetler için harcama payları ayrılır.

3- Şura ve hükümetler için bütçede ayrılan paylar genel olarak birbirine eşit olurlar.

4- Toplumun malları değişik hesaplarda müstakil mallar halinde idare edilir.

5- Vakıf mallarının gelir ve giderleri kendilerine yani vakfa aittir. Çünkü vakıf, gelir ve gideri olan kişilik sahibi bir kurumdur.

6- Devlet gelirlerinin kaynakları bellidir.

7- Ganimet gibi olan toplum gelirleri, üretim ve tüketimdeki ortak hizmetlere (yol, su, elektrik, ilaçlama, muhabere, koruma, muhasebe ve bekçilik gibi yerlere) harcama yapılır.

8- Bireyler başkanlarının şeriata uygun olan emirlerini yerine getirmek zorundadırlar.

9- Bireyler, başkanlarını şeriata uymayan emirlerini yerine getirmek zorunda değildirler.

10- Düşmandan savaşla elde edilen mallara ganimet, savaş yapmadan barışla-anlaşma ile alınan mallara fey, bazı Müslümanların müşriklerden harp yapmaksızın aldıkları hayvan, köle ve eşya gibi mallara da Enfal adı verilir.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 3–4

“Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. İşte onlar gerçekten müminlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.”

Ayetteki infakı sadaka ve zekât manasında anlayanlar vardır.[12] Burada zekâtlarını ve vergilerini veren kimselerin Allah’ın yanında dereceleri olduğu zikredilmektedir. Bu ifadeden müfessirler ahiretteki mevkileri, derece ve rütbeleri düşünmektedirler.[13] Ancak bu ayete dünya açısından ve ekonomik olarak bakacak olursak vergilerini tam olarak veren kimselerin devletin yanında bir değerleri olmalıdır. Mesela vergi veren bir birey, vergilerin harcanmasında ve bütçenin yapımında bir söz sahibi olabilir. Kredi almada kendisine bir öncelik hakkı tanınabilir. Burada başka bir örnek vermek gerekirse mesela Su sulama hakkı toprağındır.[14] Toprağın büyüklüğü ve küçüklüğü ise alınan onda bir vergilerden anlaşılır. Buna göre arazi sahibinin verdiği vergiye göre su alma hakkı tanınır ve az vergi verene az su, çok vergi verene de çok su verilir. Böylece vergi veren mükellef değerlendirilmiş olur.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Bireyler ödedikleri vergi nispetine göre bazı haklar elde ederler.

2- Bireyler ödedikleri vergiye göre sulama için su alma hakkına sahip olurlar.

3- Bireyler ödedikleri vergi nispetine göre bütçenin yapımında ve kredilerin dağılımında söz sahibi olabilirler.

4- Ödedikleri vergi nispetine göre bireylere su ve elektrik gibi tahsis mallarından faydalanma hakkı tanınır.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 7

“Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye vaat ediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.”

Biri Ebu Cehil’in başkanlık yaptığı ordu, diğeri de Ebu Süfyan’ın başkanlık yaptığı ticaret kafilesi olmak üzere iki taife vardı.[15] Müslümanlar mal elde etmek bir zor ve sıkıntı ile karşılaşmamak istiyorlardı.[16] Buradan anlaşıldığına göre insan, meşakkatsiz ve sıkıntısız mal ve menfaat kazanmak ister.[17]

Bu ayet Bedir savaşı sonrasını tasvir etmektedir. O sırada Sahabiler Hz. Peygamber’e yapılacak tek şeyin o ticaret kafilesinin işini bitirmek olduğunu söylemişlerdi. Abbas ise Allah’ın vaat ettiği iki taifeden biri bu değildir. O hezimete uğrattığımız askerlerdir, diye cevap verdiği zaman Hz. Peygamber de bunu kabul etti.[18]

Müslümanların istek ve arzusu kolaydan kazanmak Allah’ın muradı ise hakkı gerçekleştirmek idi. Çok sıkıntılı ve zor olsa da çalışanla çalışmayan, düzene uyanla uymayan ayrılmalı, hak yerini bulmalı idi.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Kişiler hiçbir sıkıntıya girmeden mal ve menfaat elde etmek isterler.

2- Kişiler meşakkat çekmeden bedavadan kazanmak isterler.

3- Sıkıntıya girmeden ucuzdan ve bedavadan kazanmak ve bunu istemek doğru değildir.

4- İyi bir düzen, doğru bir düzen çalışan kimseler ile çalışmayan kişileri birbirinden ayırır.

5- Doğal düzen, bu düzenin gereklerini yerine getiren kişiler ile getirmeyen kişileri bir tutmayan düzendir.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 9

“Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ardı arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.”

Allah bu ayette savaşta Müslümanlara melekler vasıtası ile yardım ettiğini zikretmektedir. Bu Allah’ın melekler ile yardımı Bedir savaşında gerçekleşmiş bir olaydır.[19] Müslümanlar Allah’tan yardım istediler, Allah da onlara yardım etti. Bu ayetten ekonomik olarak yatırım ve üretimlerde devletten yardım istenebileceği ve devletin güçleri de böyle bir durumda hemen imdada koşacağı anlaşılabilir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Bireyler üretim ve yatırımlar için bütün imkânlarını harcadıktan sonra devletten yardım isteyebilirler.

2- Yatırım ve üretimlerde özel teşebbüslerin imkânları tükendiği zaman devlet yardımı hemen imdada koşmalıdır.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 10

“Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Bu ayetten düzenin teşvik edici ve bireyin çalışma şevkini destekleyip artıran bir durumda olması gerektiği ve teşebbüslerin de bireye kendisine güvenme duygusunu vermesi lazım geldiği anlaşılabilir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1-Ekonomik düzen bireylerin çalışma şevkini artıracak yılgınlık ve bıkkınlık getirmeyecek bir şekilde kurulmalıdır.

2- Ekonomik düzen insanlara bireylere kendilerine güvenme duygusu vermelidir.

3- Ekonomik düzen bireylerin gücüne güç katmalı, onları ürkek ve korkak yapmamalıdır.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 12

“Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahiy ediyordu.”

 

 

Bu ayetten ekonomik düzenin kendisini kabul etmeyen veya ona uymayan ve uymak da istemeyen kötü kişileri korkutucu olması gerektiğini anlayabiliriz.    

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Ekonomik düzen kötü kimseleri korkutucu olmalıdır.

2- Düzenin icabı olarak bireyler düzenin gereklerini yerine getirmemekten dolayı korkmalıdırlar.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 24

“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resulü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”

Burada Allah ve Resulüne itaat emredilmekle birlikte aynı zamanda Resulün bir görevi de açıklanmaktadır. O da Peygamberin insanlara hayat verecek ve onlara canlılık kazandıracak şeye davet etmesidir. Bu durum bizim açımızdan yani ekonomik bakımdan hükümetlerin ekonomiye canlılık kazandırmalarını ifade eder. Bunun için durgunluk dönemlerinde ekonomik bünyeye hareket vermek hükümetin bir görevi olmalıdır.

Bugünkü hükümetlerin ekonomik hayatla ilgileri daha çok fiyatları ayarlamak, merkez bankası, kredi ve para politikası ile olmaktadır. Daha önce birçok defalar geçtiği üzere[20] İslam ekonomisinde fiyat ayarlaması, karşılıksız para basmak, devalüasyon ve enflasyon yapmak yoktur. Zaten bugünkü ekonomik krizlerin sebepleri çoğunlukla para ve kredi yüzünden gelmektedir.[21] İslam’da ise para altın ve gümüştür.[22] İslam’da devlet hazinesi merkez bankasının tedavüldeki paraları ayarladığı gibi altın ve gümüş paraların üzerinde fiyat ayarlamaları yapmak suretiyle ekonomiye canlılık kazandırabilir.

Merkez bankasının temel fonksiyonu ekonominin para ve kredi arzını kontrol etmektir. İşler iyi gitmeyip işsizlik baş gösterdiği zaman banka idarecileri para ve krediyi genişletirler. Fakat harcamalar sebebiyle fiyatlar yükselmiş ve iş bulmak güçleşmiş ise o zaman da para ve krediyi kısmaya çalışırlar. Merkez bankası para arzını frenlemek istediği zaman yaptığı ilk iş bankaların emrinde bulunan ihtiyatları azaltmak olur.[23]

İslam ekonomisinde merkez bankasını devlet hazinesi (beytülmal) ile bir tutanlar vardır.[24] İşte biz burada bu konuda para üzerinden bir örnek vermek istiyoruz. Devletin altın ve gümüş olmak üzere iki türlü parası vardır. İçerde gümüş paranın dışarıda-dünyada ise altın paranın kullanılıp tedavül ettiğini düşünelim. Devletin resmi parası olarak tedavül eden gümüşün miktarını azaltmak ve çoğaltmak suretiyle ekonomik düzen rantabl çalışmada işlerlik kazanabilir. Hükümet altın fiyatını serbest piyasadaki altın fiyatından yüksek tutarsa bireyler ceplerindeki altınları verip gümüş alırlar. Böylece piyasada gümüş para çoğalır. Bu tedavüldeki para artışından dolayı pahalılık olur. İşyerleri iş yapamaz ve işçi bulamaz hale gelir. Bu defa hükümet altının fiyatını serbest piyasadaki fiyattan aşağı düşürür. Bu sefer de herkes hazineden altın almaya başlar. Bu da ucuzluk getirir ve işsizlik doğurur. Hükümet de tekrar altının fiyatını düşürür ve bu hep böyle devam eder gider. İşte böylece gümüş bir taraftan malları, diğer taraftan da altını para olarak dengelemiş olur. Devlet hazinesinde (yani merkez bankasında) altın ve gümüş paralara her zaman stok halinde bulunur. Hazinede hükümetin tayin edeceği bir fiyatla altını gümüşle, gümüşü de altınla değiştirir. İçeride gümüş paranın tedavül edeceğine Kehf Suresinde geçen “…Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin…” ayeti [25]delil olarak kabul edilebilir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

               Bugünkü merkez bankasının vazifesini devlet hazinesi (yani beytülmal) görür.

Durgunluk dönemlerinde ekonomik bünyeye hareket ve canlılık kazandırmak hükümetin vazifesidir.

Hükümet ekonomiye canlılık kazandırma görevini altın ve gümüş paraların fiyatlarını ayarlamak suretiyle yapabilir.

4- İslam ekonomisinde devlet sınırları içersinde gümüş para tedavül eder.

5- Hükümet tedavüldeki gümüş parayı azaltmak istediği zaman altının fiyatını düşürür, çoğaltmak istediği zaman ise altının fiyatını yükseltir.

6- Altın para dışarıda-dünyada tedavül eder, gümüş para ise içeride tedavül eder.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 41

“Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

Ğanîmet : Ganimet, fey ve Enfal kelimelerinin açıklaması daha önce geçti.[26] Burada ganimet mallarının taksimi yapılmaktadır. Ganimet malları önce beşe bölünüp beşte dördü askerler arasında[27] beşte biri ise ayetteki üç lam harfinin delaleti ile üçe taksim edilip bir kısmı Allah’a, bir kısmı resule ve geriye kalan diğer kısım da akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolculara verilir.

Ganimetin beşte dördünün askerler arasında taksim edileceğini ayetten anlamak mümkündür. Miras ayetinde[28] eğer ölenin çocuğu yoksa ana ve babası varis olurlarsa anası üçte bir alır, ifadesinden babaya da üçte ikisi düşeceği anlaşılıyorsa ganimetin de beşte biri belli sınıflar arasında paylaştırılınca beşte dördünün de askerlere verileceği kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu pay sahipleri arasında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Burada Allah kelimesi teberrüken zikredilmiştir, diyenler olduğu gibi[29] bu pay kamu yararına olan yerlere harcanır, diyenler de vardır. Resul ise Hz. Peygamberdir, peygamberden sonra halifelerdir, başkanlardır ve hükümetlerdir, denilmiştir.[30][31] Akrabaların da başkanın yakınları olduğu söylenmektedir.[32] Daha önce de geçtiği üzere[33] biz bunu, hasta, yaşlı ve yatalak kimsesi olanlar diye anlamak istiyoruz. Burada Allah, devlet şurası, Resul ise hükümet olarak düşünülebilir.

Ayetin zahirine göre ganimeti elde eden askerler bu malların beşte birini vergi olarak verirler. İşte ayette bu beşte birin taksimi yapılmaktadır. Bu beşte bir vergiler adı geçen yerlere taksim edilir. Buradan anlaşılıyor ki, vergilerin asıl nispeti beşte birdir, diyebiliriz. Daha önce de söylediğimiz gibi[34] madenlerden alınan beşte bir vergiler hadisle sabit olmuştur. Ganimet malları tükenen mallardandır. Madenlerin de kaynakları mahdut olup tükenen mallar olduğu için bunlardan da beşte bir alınır, diyebiliriz. Buna göre termik santrallerinden de beşte bir vergi alınır. Ayrıca beşte bir vergilerin devlet bütçesi gelirlerini teşkil ettiği de ayetten anlaşılmaktadır.

Bu ayet burada “biliniz” emriyle başladığı için hükümetlerin bir kısım vergileri kaldırmaya veya yeni vergiler koymaya bir yetkilerinin olmadığını anlayabiliriz. Zaten idarecilerin herhangi bir kimseyi vergiden muaf tutmaya ve mesela bazı vergileri almamaya yetkisi bulunmadığı kaynaklarda bile yazılıdır.[35]  

Akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolcular hakkında açıklama daha önce geçti.[36] Devlet hasta sahiplerine bizzat yardım eder. Çünkü bu temlik için olan lam harfi ile gelmiştir. Yetim kelimesi mutlak olarak söylendiği için yetimler zengin olsalar bile onların devlet bütçesinden yardım alacakları anlaşılır. Yoksullar da aynı böyledir. Dışarıya gidecek ve dışarıdan gelen turistlere de bizzat yardım yapılır.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Hükümetlerin bir kısım vergileri bağışlama, almama ve kaldırma yetkileri yoktur.

2- Vergilerin asıl nispeti beşte birdir.

               Kaynakları tükenen mallardan yapılan üretimden alınan vergi payı beşte bir oranındadır.

3- Madenlerden beşte bir vergi alınır.

5- Termik santrallerinden de beşte bir vergi alınır. (eğer yakıttan vergi alınmamış ise)

6- Beşte bir vergiler devlet bütçesinin gelirlerini teşkil eder.

7- Devlet gelirleri önce üç kısma ayrılır.

8- Devlet gelirlerinin birinci kısmı şuralar tarafından harcanır.

9- Devlet bütçesinin gelirlerinin üçte biri yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolcular olmak üzere dört sınıf arasında paylaştırılır.

10- Devlet bütçesinin gelirlerinin üçte birini hükümetler harcar.

11- Devlet gelirleri önce üç eşit paya ayrılır. Bunların bir payı devlet şurası, bir payı hükümet, diğer geri kalan pay da yakınlar, yetimler yoksullar ve yolcular arasında eşit olarak paylaştırılır.

12- Zi’l-Kurba (yakınlar) evlerinde aciz olan yakınlarına bakmayı tekeffül eden kimselerdir. Hasta ve yaşlılara bakanlar da bu gruba girerler.

13- Devlet hastaların yakınlarına nakit olarak bizzat yardım eder.

14- Yetimler zengin olsalar bile devlet bütçesinden yardım alırlar.

15- Yoksullar, sağlam olsalar da çalışır olsalar da kendilerine devlet bütçesinden yardım yapılır.

16- Dışarıya gidecek turistlere ve dışarıdan gelecek turistlere devlet gelirlerinden yardım yapılır.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 67

“Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bu ayetten savaş dışı ve ekonomik amaçlarla esir almanın meşru olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Zaten mal ve ganimet için savaş yapılmaz. Savaş sadece Allah rızası için yapılır.[37] İslam’da savaş zulmü ortadan kaldırmak için yapılır.[38]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Savaş dışında insanı esir almak ve esir etmek yoktur.

2- Ekonomik amaçlarla esir almak ve esir edinmek meşru değildir.

 

Enfal Suresi 8/ Ayet: 69

“Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

 Bu ayette savaşta elde edilen ganimetlerin helal olduğu söylenmektedir. Böylece savaşla elde edilmiş olan esirlerin istihdam edilmelerinin meşru olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Savaşla elde edilmiş olan ganimetler meşrudur ve bunların beşte dördü o savaşa katılmış olan askerlerin hakkıdır.

 

2- Savaşta elde edilmiş olan esirleri ekonomik alanda istihdam etmek meşrudur. Bu esirlerin ilk hamileri kendilerini ilk defa elde etmiş olan kimselerdir.   



[1] Kamus, IV, 120

[2] Kasani, VII, 114

[3] Kamus, IV, 121

[4] Enfal 8/ 41

[5] Razi, XV, 116

[6] İbn Arabî, II, 837

[7] İbn Arabî, II, 825

[8] Cassas, III, 44

[9] İbn Abidin, III, 376

[10] Ali Özgüven, Ak İktisat Ansiklopedisi, s, 516

[11] Razi, XV, 116; Alusi, IX, 174

[12] Alusi, IX, 167; Mehmet Vehbi, Hulasat-ül Beyan, V, 1846

[13] Razi, XV, 123

[14] Serahsi, Mebsut, XXIII, 161

[15] Alusi, IX, 171

[16] Beyzavi, III, 42

[17] Mehmet Vehbi, Hulasat-ül Beyan, V, 1851

[18] İbn Arabî, II, 830

[19] Razi, XV, 136

[20] Bakara 2/ 267, 275, 282; Nisa 4/ 29; Araf 7/ 85

[21] Feridun Ergin Ak İktisat Ansiklopedisi, s, 421

[22] Serahsi, Mebsut, XII, 115

[23] Samuelson, İktisat, s, 346

[24] M. A. Manan, İslam Ekonomisi, s, 337

[25] Kehf 18/ 19

[26] Enfal 8/ 1

[27] Cassas, III, 51

[28] Nisa 4/ 11

[29] İbn Rüşt, Bidayet-ül Müctehid, I, 397

[30] Mehmet Vehbi, Hulasat-ül Beyan, V, 1897

[31] İbn Arabî, II, 844; Reşid Rıza, X, 8

[32] Reşid Rıza, XV, 165

[33] Bakara 2/ 215

[34] Bakara 2/ 267, 272

[35] Ebu Yusuf, Kitab-ül Harac, s, 202

[36] Bakara 2/ 83, 215

[37] Serahsi, Mebsut, X, 5

[38] Hac 22/ 39


*DEÜ İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi


 

emailrol.gif (21439 bytes)

arrow1b.gif (1866 bytes)

.