.

Kur'ânın İktisadî (ekonomik) Tefsiri


Prof. Dr. Osman Eskicioğlu*

ARAF SURESİ

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 10

“And olsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!”

Meâyiş : Bu, maîşet kelimesinin çoğulu olup geçim vasıtası demektir.[1] Burada insanların vatanının yeryüzü olduğu bildirilmektedir. Şu halde bir insanın yer küresinin her tarafında hissesi vardır. Lekum fîhâ ifadesi takdim edilmiştir. Bundan da her şeyin insanlar için yaratılmış olduğunu anlıyoruz ki, bu da bizim için büyük bir nimettir. İnsanlar için geçim vasıtalarının var edilmesi, hem bunların insanların yaşadığı bir vatanda bulunması ve bireylerin mülkiyetine ve tasarrufuna verilmesi gerçekten çok önemli bir nimettir, Allah’ın insana sağladığı bir kolaylıktır.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Yeryüzü insanların mülküdür.

2- İnsanların geçim vasıtaları yeryüzünde bulunur.

3- Toprak ekonomik faaliyetin asıl kaynağıdır.

4- İnsanlar yeryüzüne yerleştirilmişlerdir.

5- Bir insanın yeryüzünün her tarafında oturacak bir hissesi vardır.

6- İslam ekonomisinde ben sizin vatandaşınız olmak istiyorum diyen herkese hayırdan ziyade evet buyurun denilir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 31

“Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”

Kaynaklarda buradaki zînet’ten maksadın elbise olduğu açıklanmaktadır. Buna göre namaz kılarken, camiye giderken güzel elbiselerin giyilmesi gerekir.[2] Bu ayetin işaret manasıyla anlaşılıyor ki, bir İslam beldesinin bedii görünüş açısından tanzim ve teşkilinde mescit ve cami yerleri ve etrafları en güzel yerler ve merkezi ziynet noktaları ittihaz edilmelidir.[3]

Burada camiye giderken güzel elbiselerin giyilmesi emredilmekle toplantı yerleri ve zamanlarında iyi giyilmesi, ziynet kelimesi de çoğul muhatap zamirine izafe edilmekle giyimin ve süslenmenin sanki toplumun bir malı yani bir örfü olduğu ve giyimde örfe uyulması gerektiği anlaşılabilir.   

Bu ayette insanoğlunun yeme, içme ve giyme gibi üç türlü ihtiyacından bahsedilmektedir. Böylece tüketim maddelerini yeme ve giyme gibi iki ana kola ayırmak mümkündür. Her bir tüketim maddesinin kendine göre bir kullanma yöntemi bulunduğuna göre bunlarda bir israf yapılmayacağı da açıktır. Aslında israf haddi aşmak demektir.[4] Bu sebeple ihtiyaç maddelerinde helal olan ihtiyaç sınırını aşarak haram olan alana girmek yasaktır. Bundan dolayı malların gerekli yerde ve gereği kadar harcanması zaruridir. İşte onun için bunların gereğinden fazla harcanması ve gereksiz yerde kullanılması haram olur.

Bu ayette ekonominin dışında tıpla ilgili esaslar da getirilmektedir. Mesela teşhis-tedavi yöntemi yerine yeme ve içmelerde ihtiyaç kadar harcama yetkisi verilmekle koruyu hekimlik esası getirilmektedir.[5]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Her toplantıya giyinip kuşanmış olarak katılma zorunluluğu vardır.

2- Toplantı yerlerine giyinip kuşanmış olarak gitme mükellefiyeti vardır.

3- Evlerde bile toplantı zamanlarında giyinmiş olarak bulunmak gerekir.

4- Örtünme ve korunma dışında giyimde toplumun örfüne uygun olarak giyinmek gerekir.

5- Her topluluğun kendine göre birbirini tanıtan ve başkalarından ayıran bir giyim tarzı vardır. 

6- Herkesin kendi toplumunun modası ile giyinmesi gerekir.

7- İnsanoğlunun yeme, içme ve giyme gibi üç türlü temel ihtiyacı vardır.

8-   Yeme, içme ve giyme gibi ihtiyaçlar tüketim maddeleri ile giderilirler.

9- Tüketim maddelerini yeme ve giyme diye iki ana kola ayırmak mümkündür.

10- Yeme, içme ve giyme ihtiyaçlarını giderip tatmin ederken israf yapılmaz.

11- Yeme, içme ve giyme ihtiyaçlarının tatmininde helal sınırını aşmamak gerekir.

12- Tüketim malları gereğinden fazla ve gereksiz yerlerde harcanmamalıdır.

13- Tüketim malalarını gerekli yerlerde ve gereği kadar kullanılması zorunludur.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 32

“De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı ziyneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında müminler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için ayetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”

Ayetteki ziynet kelimesine örtünme, dünya güzelliği ve üst üste elbise giyme gibi üç türlü mana verilmiştir.[6] Ancak bunlardan dünya güzelliği israf olmamak üzere her türlü süslenme anlamı zahir ve açıktır.[7] Bütün süslenme çeşitleri, vücudu her yönden temizleme, binitler ve her çeşit süs eşyaları bu ziynet kelimesinin kapsamı içersine girer. Çünkü bunların hepsi ziynet ve süslenmedir.[8]

Bu ayetle bütün faydalı şeylerin helal olduğu ve bütün süs eşyalarının da helal şeylerden olması gerektiği anlaşılmaktadır.[9] Ayrıca güzellik zevkinin tatmin edilmesi de bir ihtiyaç olduğu, mallarda fayda kadar güzellik sıfatının da aranacağı, süs için harcama yapılacağından normal güzellik harcamalarının israf sayılmayacağı, yapılan bir işin fayda ve güzellik açısından değer kazanacağı gibi esaslar düşünülebilir.

Ayette bir de hoş rızıklardan bahsedilmektedir. Buna göre tatlı-hoş şeyler insanlar için güzellik kadar faydalıdırlar. Yalnız bunların doğal olarak tatlı ve doğal olarak güzel olması gerekir. Çünkü bu ayetin mefhumundan anlaşılan şey, yapaylıktan daha çok doğallıktır.

Ziynet ve süslenmenin haram olmayıp mubah olduğunu bildiren bu ayete paralel olarak bir hadis de vardır.[10] Hz. Peygamber ile Osman İbn Maz’un arasında koku sürünmek, gezip dolaşmak, münasebette bulunmak… gibi konularda geçen konuşma bunun delilidir.[11]  

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Güzellik zevkinin tatmin edilmesi de bir ihtiyaçtır.

2- Güzellik zevki tezyin ve süslenme ile tatmin edilir.

3- Her çeşit süs eşyaları helal şeylerden olmak şartıyla meşrudur.

4- İsrafa kaçmamak üzere her türlü süslenmeler helaldir.

5- Güzellik için yapılan harcamalar israf sayılmaz.

6- Güzellik ve süslemeler insan ihtiyaçlarını giderecek bir şekilde düzenlenmelidir.

7- İnsan için tatlı şeyler faydalı olduğu gibi güzel şeyler de faydalıdır.

8- Doğal olan tatlılar ve doğal olan güzellikler faydalıdır.

9- Yapay olan tatlılar ve yapay güzellikler bunların doğalları kadar fayda sağlayamazlar.

10- Bir malın değerini, o malın güzel ve faydalı oluşu tayin eder.

11- Bir mal ne kadar güzel ve ne kadar faydalı ise o kadar değerli olur.

12- Dünyada faydalar elde etme ve güzellikler içersinde yaşamak, iyi ve kötü ayrımı yapmaksızın herkesin hakkıdır.

13- Ücret, kişinin iyi veya kötü bir insan olmasına göre değişmez. Yapılan işin faydalı ve güzel olmasına göre değişir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 33

“De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” 

Fâhişe : Bu kelimeye zina, Livata, Kabe’yi çıplak tavaf etmek, çirkinliği fahiş, aşırı olan fenalıklar anlamları verilmiştir.[12] Böylece burada çıplak gezmek ve çirkinliği aşırı olan fenalıklar haram kılınmıştır. Buna büyük günahlar manası verenler de vardır. İsm ise küçük günahlardır. Buna da şarap manası verenler olmuştur.[13]

Bağy : Bu, haddi tecavüz etmek, başkaldırmak, haksız yere saldırmak[14], cana, mala ve ırza tecavüz temek demektir.[15]

Böylece bu ayetle çirkin ve zararlı olan bir şey ve başkasının hakkına tecavüz etmek ve kötülüklerin açığı da gizlisi de haram kılınmış bulunmaktadır.

 

Ayetten Çıkan ekonomik Esaslar:

1- Zararlı ve çirkin olan ve fesada götüren şeyler haramdır.

2- Başkalarının hakkına tecavüz etmek haramdır.

3- Kötülüklerin açık olanı da gizli olanı da haramdır.

4- Bir malın veya bir hareketin haram olması için zararın ve çirkinliğin açık ve görünür olması şart değildir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 57

“O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Olur ki, ibretle düşünürsünüz.”

Burada rüzgârlar, bulutlar, yağmurlar ve yağmurların yere inmesiyle birlikte bitkilerin çıkmasından bahsedilmektedir. Suyun-yağmurun gökten yere inmesi için bulutlar bir vasıtadır. Böylece Allah meyveleri bu su vasıtası ile bitirmektedir.[16] Her türlü bitkiler için su ve yağmurun ne kadar çok önemli bir şey olduğu bilinen bir gerçektir. Onun için biz burada yağmuru vücudumuzdaki dolaşan kana benzetebiliriz. Kan hücrelerin artıklarını, pisliklerini ve zehirlerini alıp götürür ve vücutta fizyolojik bir temizlik yapar. Sonra tekrar pislenir ve tekrar temizler. Bu hep böyle devam edip gider. İşte yağmurlar da böyledir. Yağmurlar yağar; bitkiler sulanır, göller, nehirler ve denizler dolar. İnsanlar bütün su ihtiyaçlarını temin ederler. Kullanılan bu sular tekrar buharlaşır yükseklere çıkar ve sonra yağmur olup tekrar yere düşerler. İşte bu devran böyle devam edip gider. Onun için ziraattaki sulama işleri daima yağmura dayanır. Zira ekonominin kaynağı tarım, tarımın kaynağı sulama, sulamanın kaynağı da göklerden gelen yağmurlardır.

Ayette bitki veya ot denilmeyip de meyvelerden bahsedilmiş olması meyvelerin önemine bir işaret olabilir. İnsanların temel gıdası meyvelerdir. Ayrıca yağmurun köye veya şehre indiği söylenmeyip de li beledin : Beled için buyrulması ile köy tarımcılığı yerine sanayi tarımcılığını ve suların belde içersinde idare tarafından dağıtılması, ihtiyaç sahiplerine verilmesi ve her türlü su işlerinin görülmesi düşünülebilir. Etrafı çevrili, sınırı belli ve sakinlerinin üzerinde oturup kullandıkları yere-mekâna beled adı verilir.[17] Mamur ve bayındır olan ve olmayan hali veya meskûn olmayan yerlere beled denir.[18] Buna göre biz daha önce de geçtiği gibi[19] idari taksimatta buna belediye yani ilçe manası verdik. Razi ise toprak kısmına beled, halka veya tüm olarak hepsine birden belde denildiğini söylemektedir.[20] Buna göre biz buradan su işlerinin merkezinin ilçelerde olacağı ve su hakkının, şahıs ve aileye göre değil de toprak büyüklüğüne göre dağılacağı esasını çıkarabiliriz. 

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Ekonominin kaynağı tarımdır.

2-Tarımın kaynağı sulamadır, sulamanın kaynağı ise yağmurlardır.

3- İnsanların temel gıdası meyvelerdir.

4- Köy tarımcılığı, dağınık tarımcılık yerine beledi sanayi tarımcılığı esas olmalıdır.

5- Su işlerinin idaresi, ilçe merkezlerinde bulunabilir.

6- Sulama suyu toprağın hakkı olup ona göre dağıtılır. Kişiler müstakil olarak bir suya sahip olamayacakları gibi kişi başına ve aile-hane başına su dağıtımı da yapılmaz.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 58

“(Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz ayetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.”

Nekid : Kuyunun suyunun azalmasına neked derler. Bir adamın ihtiyacını görmemek anlamına da gelir. Az vergiye de nükd ve nekd adı verilir.[21] Öyleyse nekd, ihtiyacı gidermeyecek, işe yaramayacak kadar az olan demektir.

Bu ayetten anlaşılan, toprakların verimlilik bakımından faklı oluşlarıdır. Her toprak, bitkileri aynı derecede bitirmez.[22] Bazıları verimli ve bitek olurken bazıları da çorak olabilir. İşte emek ve masraf karşılığı olmaksızın sırf toprağın bol veriminden elde edilen fazla menfaate rant adı verilir.[23]

Toprağın kıymetli oluşu ya kendi zatından ileri gelir. Bu toprağın fazla verimli olması şeklinde olur ki, kapitalizmde buna rant adı verilmektedir. Ya da başka sebeplerle kıymetli olabilir. Yol, su, elektrik, okul ve hastane gibi altyapı hizmetlerinin yapılmış olmasıyla kıymetlenen bir arsa ve topraklar bu sınıfa girer. Buna da toprağın altyapı rantı adını verebiliriz.[24]   

Toprağın biteklik vasfından dolayı meydana gelen rantı sahibine, altyapı hizmetlerinden dolayı meydana gelen rantı da devlete-kamu ve topluma vermek en adil bir dağıtım usulü olsa gerektir. 

Ayetteki iyi ve elverişli belde, kötü ve elverişsiz belde ifadelerinden düzenli ve düzensiz memleketleri anlamak mümkündür. O zaman doğal düzenini kurmuş olan memleketlerin bolluk içersinde, henüz kuramamış olanların ise kıtlık içersinde olacağı esası ortaya çıkar. 

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Topraklar verimlilik bakımından farklıdırlar. Bazıları çok verimli ve bitek olurken bazıları da verimsiz ve çorak olabilirler.

2- Her toprak, bütün bitkileri aynı derecede bitirip yetiştirmez.

3- Bir emek ve masraf karşılığı olmaksızın sırf toprağın verimli olmasından dolayı sağlanan menfaate-fazlaya rant adı verilir.

4- Rantı toprağın biteklik rantı ve altyapı rantı olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

5- Biteklik rantı toprak sahibinin olur. Altyapı hizmetleri devlet-kamu tarafından yapıldığı için bunun rantı da bireyin değil, devletin-kamunun ve toplumun olur.

6-Doğal düzenini kurmuş olan ülkeler bolluk ve refah içersinde olurlar.

7- Doğal düzenini kurmamış ve kuramamış olan ülkeler ise kıtlık, yokluk ve sefalet içinde olurlar.

8- İşlenmiş topraklar yağmurla birleşince üstün bir verim elde edilir.

9- İşlenmemiş topraklar ise işe yaramayacak kadar az ürün verir. 

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 73

“Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi… Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.”

Semûd : Semûd kavmi, suları az olduğu için bu adı almıştır.[25] Bu Semûd kavminin su taksimi başka ayetlerde bize talim buyrulmaktadır.[26]

Nâkatullah ve arzullah ifadeleri arasında muraât-ün nazir sanatı vardır[27] ki, anlam bakımından birbirine uygun olan kelimeleri bir arada toplamaya bu ad verilir.[28] Yani buna göre deve Allah’ın, toprak Allah’ın bırakın otlasın demek olur.

Arz kelimesinin Allah’a izafe edilmesi ile davarların meralarda çıkan otları sahipli arazilerdeki ekinlere dokunmadan serbestçe otlamasını ifade eder.[29] Bundan başka kamunun da hayvan ve davar sürüleri olabileceği bunların otlaklarda serbestçe dolaşabilecekleri ve kimsenin bunlara dokunamayacağı esası düşünülebilir. Burada ayrıca toprağın devletin mülkiyeti altında olduğuna da işaret vardır, diyebiliriz.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik esaslar:

1- Devlet-kamu davar sürüleri besleyebilir.

2- Halkın meralarda-otlaklarda otlayan davarlarına dokunmak yasaktır.

3- Halkın davar sürüleri kimsenin ekinlerine dokunmadan meralarda-otlaklarda serbestçe dolaşabilirler.

4- Devletin-kamunun beslediği davar sürüleri meralara-otlaklara salıverilir.

5- Devletin-kamunun beslediği davar sürülerinden avlanmak haramdır.

6- Meralar-otlaklar herkesin hayvanlarına açık ve serbest olur.

7- Toprak devletindir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 74

“Hatırlayın ki Allah Ad kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

Cibâl dağlar, sühûl düzlük yerler ve ovalar demektir.[30] Ayette iki ev tipinden ve evlerin iki yerde kurulmasından bahsedilmektedir. Böylece şehirlerin birisi dağ eteklerinde diğeri de ovalarda olmak üzere iki yerde kurulmasını düşünebiliriz. Ovalarda köşkler ve apartman tipi evler, dağlarda ise bahçeli evler şeklinde yapılabilir.

Dağlardan yontma yapılmış olan evler, daha sağlam olup rüzgâra ve yağmura karşı daha dayanıklı olduğundan kışın buralarda diğer mevsimlerde ise ziraatla uğraştıkları ve daha başka işler yaptıkları için ovalardaki apartmanlarda oturdukları bahsediliyor ki, bu onların nimetler içinde müreffeh bir hayat sürdüklerini göstermektedir.[31]

Ayrıca bu ayetten yersiz, yurtsuz, orada burada dolaşarak göçebe hayatı sürmenin iyi bir şey olmadığını, böyle kimselerin refahı elde edemeyeceklerini ve bu hayatın insanların yeryüzünde yerleşik düzen kurma esasına aykırı düşeceğini anlayabiliriz.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1-Şehirler ovalarda ve dağlık yerlerde olmak üzere iki yerde kurulur.

2- Evler ovalarda köşk (apartman) tipinde dağlarda ise Bahçelievler tipinde kurulur.

3- Yersiz, yurtsuz orada burada göçebe halinde konaklamak şehirlerin oluşmasını önler.

4- İnsanların yersiz yurtsuz, orada burada göçebe hayatı sürmeleri yeryüzünde yerleşik düzen esasını bozar.

5- Yeryüzündeki iskânda yerleşik düzeni bozacak biçimde uzak ve dağınık olarak konaklamak meşru değildir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 85

“Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’i peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.”

Bahs : Daha önce de geçtiği üzere[32] suyu olmayan tarlaya denir.Ölçü ve tartıda eksiklik yapmaktan daha geniş bir anlamı vardır. Bir şeyin değerinde hile ile değişiklik yapmak, ölçülen, tartılan ve sayı ile sayılan mallarda maliyet fiyatı belli olmayan götürü satışlarda eksik ve noksan yapmak, hile ve aldatma ile insanların haklarını yemek anlamlarına gelir.[33]

İbn Arabî bu ayetten ölçü ve tartıya dayanarak hakka uygun olan bir ticaretin serbest olduğunu çıkarmaktadır.[34] Burada ölçü ve tartı kelimeleri tekil olup tarif lamı ile geldiklerinden bütün ölçü ve tartı birimlerini ifade ederler. Ayrıca insan ve yeryüzü kelimelerinin kullanılmasıyla menkul mallarının, ticaretin, ölçü ve tartı birimlerinin beynelmilel olduğuna bir işaret kabul edebiliriz.

İnsanların mallarını eksiltmeyin derken buradaki eşya kelimesini mal ve para diye açıklayanlar vardır.[35] İnsanların mallarını rızaları olmadan almak kin ve düşmanlık doğurur. Bu da fesat ve bozgunluğa sebep olur. Burada fesad genel anlamıyla düşünüldüğü zaman fesat ve bozgunluğa götüren her şeyin yasaklandığı anlaşılır.[36]

İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Medyen halkı yol kenarlarına otururlar, gelip geçen insanların mallarını alırlar, bir yabancının sağlam parasını alıp bu para kalp paradır, geçmez diyerek karşılığını az verirler; kendileri ise bunu daha pahalıya satarlardı. Onlar işte böylece azgın, taşkın ve hak tanımaz bir toplum idi.[37]

Bilerek veya bilmeyerek aldatarak, kandırarak, her ne suretle olursa olsun bir insanın malını elinden almak bir haksızlık olup ülkeyi ve yeryüzünü fesada götürür. Mesela ticaret vergisinin dışında gümrük koymak, vergi mevzuu olmayan bir mala vergi koymak ve vergi nispetini artırmak, döviz kurları, ithalat ve ihracat kayıt ve yasakları, kalp para basmak, fiyatları Tahdid etmek gibi doğal ekonomiye ters düşen her şey fesat ve krizlere sebep olur.

Gümrük politikasının devlete gelir sağlamak ve yerli üretimi yabancı malların rekabetinden korumak gibi başlıca iki hedefi vardır.[38] Daha önce de geçtiği üzere[39] devlet, halktan veya yabancı tüccarlardan fazla vergi almakla faydalı bir iş yapmış sayılmaz. Mesela vergiyi az almak ne kadar zararlı ise çok almak da o kadar zararlıdır.[40]

Gelir temin etmek için gümrük vergisi koymak olmadığı gibi yerli üretimi himaye edip korumak için de gümrük vergisi ihdas edilemez. Ancak İslam düzeninde ve İslam ekonomisinde ithalat ve ihracatlardan ticaret vergisi alınır. Fakat bu ticaret vergisi ve ne kadar alınacağı hakkında ayet yoktur, bu, hadisle sabit olmuştur. Bunun ilk uygulaması da Hz. Ömer dönemine rastlar. Bu vergi Müslümanlardan 1/40; zimmîlerden 1/ 20, yabancılardan ise 1/ 10 nispetinde alınır. Alınma sebebi hakkında da iki şey zikredilir. Devlet hudutları içersinde ticari malların devletin teminatı altında olduğu için alınır.[41] Yabancılardan da bize gümrük uyguladıkları için alınır. Yalnız nisaptan aşağı olan mallardan onlar bizden alsalar bile biz onlardan almayız.  

Nispetlere gelince Müslüman vatandaşlardan alınan 1/40 hadisle sabittir.[42] Zimmî vatandaş Müslüman vatandaş gibi olmadığı için ondan iki misli fazla yani 1/20 nispetinde alınır. Yabancı ile zimmî arasındaki fark, zimmî ile Müslüman vatandaş arasındaki fark kadar olduğu için yabancıdan da yüzde on yani 1/10 nispetinde alınır.[43]

Ayette insanlara eşyalarını eksik etmeyin denilirken bunun mallarını ve paralarını eksik etmeyin demek olduğunu daha önce söylemiştik.[44] Para değerini düşürmek veya piyasaya kalp para sürmekle insanların paralarına haksızlık edilmiş olur.[45] Bu zararlı bir hareket olduğu için fesada götürür.[46]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Mübadelede milletlerarası ölçü ve tartı birimleri kullanılır.

2- Milletlerarası ölçü ve tartı aletleri kullanılır.

3- Ölçü ve tartı aletlerinde birlik sağlanır.

4- Ölçülen, tartılan ve sayılabilen eşya mal olabilir.

5- Mal beynelmileldir; milletler arasında tüm dünyada tedavül eder.

6- İnsanların mallarına zarar verilmeyeceği için harp dışında yağmacılık yoktur.

7- Ticaret beynelmileldir; milletler arasında, tüm dünya çapında yapılır.

8- Ticaret vergisinin dışında gelir temin etmek ve yerli üretimi korumak gayesiyle gümrük vergisi konamaz.

9- Devlet ticaret mallarına teminat sağladığı için Müslümanlardan 1/40, zimmîlerden 1/20, yabancılardan da 1/10 nispetinde ticaret vergisi alınır.

10- İthalat ve ihracat yasaklanamaz.

11- Ölçü ve tartılarda eksiklik veya fazlalık yapılamaz.

12- Gümrük vergileri, döviz kurları, ithalat ve ihracat kayıt ve yasakları ülkeyi-yeryüzünü ifsat eder.

13- Fesada götüren her şey yasaktır.

14- Kalp para çıkarmak yoktur.

15- Kalp paranın tedavül etmesi ülkeyi-yeryüzünü ifsat eder.

16- Vergiyi artırmak yoktur. Vergiyi artırmak ülkeyi-yeryüzünü ifsat eder.

17- Gümrük vergileri, döviz kurları, kalp para, fazla verdi almak en güçlü devletleri çökertir.

18- İslam ekonomisinde serbest ticaret esastır.

19- Para değerimi düşürmek, ekonomik düzeni alt-üst eder ve ülkede fesat ve bozgunculuğun çıkmasına sebep olur.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 86

“Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?”

Bu ayete biri, iman edenler endişesiyle Hz. Peygambere gidenlerin yollarını kesmek ve onları tehdit etmek, diğeri de yol kesip gelip geçenlerden zorla vergi almak gibi iki çeşit mana verilmiştir.[47]

Giriş çıkış ücreti, transit geçiş parası, ziyaret ve toprak bastı parası gibi bilhassa yabancılardan alınan vergiler gayri meşrudur. İbn Abidin Mescid-i Aksa’yı ziyarete gelen yabancı Hıristiyanlardan ziyaret edebilmeleri için bir miktar para ve vergi almanın haram olduğunu açıkça söylemektedir.[48] Öyleyse gezi yerlerinden, fuar, park ve müze gibi gezilip görülecek yerlerden giriş ücreti almak meşru değildir.

Umumi (devlet) yollarından yol olarak faydalanma, aynı derelerde akan büyük sularda olduğu gibi herkese ve bütün insanlara açık, serbest ve parasızdır. Buna hiçbir kimse hatta devlet bile mani olamaz.[49]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- İslam ekonomisinde paralı yol olmaz.

2- Yollardan gidiş geliş parasızdır; toprak bastı parası gayri meşrudur.

3- Umumi (devlet) yollarından yol olarak faydalanma, aynı derelerde akan büyük sularda olduğu gibi herkese ve bütün insanlara açık, serbest ve parasızdır. Buna hiçbir kimse hatta devlet bile mani olamaz.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 94

“Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek mutlaka oranın halkını, yalvarıp yakarsınlar (gafletten uyansınlar) diye bir takım fakirlikle, şiddet ve hastalıkla sıktık”

Bir memleketin çökmesi helak olup yıkılması bir peygamberin gelip haber vermesinden sonra olur.[50] Toplum hayatı bazen kıtlık, bazen bolluk, bazen hastalık ve bazen de saplıkla hep birlikte yürür. Burada önemli olan bu dönemlerde din ve ilim adamlarının gösterdiği yollardan giderek doğal kanunlara boyun eğip devleti yıkılıp çökmekten kurtarmaktır. Sosyal ve ekonomik krizler doğal olup bunları yine doğal olan yollara ve sebeplere sarılarak bertaraf etmek gerekir.    

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Toplumlar çözülmeye ve bozulmaya başladığı zaman insanları uyaran haberciler gelir.

2- Toplumu uyaran habercilerin yanında ve zamanında sosyal ve ekonomik krizler belirir.

3- Toplum düzeni çöküp bozulduğu zaman uyarılan bu halk ve insanlar düzelip doğru yola gelirlerse düzen tekrar kurulup geri gelebilir.

4- Toplum düzeni bozulup çöktüğü zaman halk ve insanlar fikren ve fiilen uyarılırlar.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 95

“Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.”

İnsanların yanlış davranışları yüzünden meydana gelen yokluk, kıtlık ve ekonomik krizlerin doğal olduğunu iddia ederek zaman izafe etmek sapıklıktır. İnsanlar bu musibetlerden ancak kendilerini düzeltmek ve doğru yola gelmek suretiyle kurtulabilirler.[51] Mesela bir kıtlık devrinden sonra bolluk dönemi başlayabilir. Yalnız geçmişi unutmamak ve doğrudan ayrılmamak gerekir. Yoksa bile bile yanlışlar yapmak, kötülükler yapmak toplumun ansızın çökmesine sebep olur.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Toplumlar düzeldikten sonra iyilikler başlayabilir.

2- Toplumlar düzeldikten sonra bolluk ve bereket artar.

3- Yokluk-kıtlık devrinden sonra bolluk ve bereket dönemi gelir.

4- Geçmiş olan yokluk-kıtlık ve krizlerden ders alarak bolluk ve bereket dönemlerinde iyi ve faydalı hareket ve davranışlarda bulunmak gerekir.

5- Kıtlıktan sonra gelen bolluk dönemlerinde insanlar, değişip de iyi davranışları bırakıp bile bile kötü ve haksız hareket ve davranışlar içerinse girerlerse ansızın çöküp helak olurlar.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 96

““Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.”

Buradaki gökten ve yerden bereket kapılarının açılması bir memleketteki ve ülke ekonomisindeki bereket-bolluk, refah ve saadetten istiaredir.[52] Doğru bir düzende yaşayan ve ona bağlı olan insanlar ve toplumlar bolluk, refah ve saadet içersinde olurlar. Çünkü ayetteki berekât kelimesi yağmur, bitki, davar, emniyet ve selamet anlamları ile yorumlanmıştır.[53]

Ayette yaptıkları yüzünden yakaladık denilmekle gerileme, çökme, açlık yokluk ve sefalet ve her türlü ekonomik ve sosyal krizlerin insanların-toplumun hareket ve davranışları yüzünden meydana geldiği açıkça anlaşılmaktadır.

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Doğru bir düzen içersinde bu düzene bağlı olarak yaşayan insan ve toplumlar refah ve saadet elde ederler.

2- Gerileme çökme açlık ve sefalet ve ekonomik krizler toplumun kendi yaptıklarının bir sonucu olarak meydana gelir.

3- Toplumların yaptıkları kötülükler kendilerinin yıkılış ve çöküşlerine sebep olur.

Araf Suresi 7/ Ayet: 160   

“Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Musa’dan su istediğinde biz ona, “Asanı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.”

Bu ayette ekonomik olarak hükümetlerin su işleriyle meşgul olacağı, yerden su çıkaracağı, bunu mesela bucaklar arasında taksim edeceği yerden artezyen usulü ile su çıkarılacağı gibi esaslar getirilmiştir diyebiliriz.

İslam hukukunda su işleri önemli bir yer işgal eder. Hz. Peygamber’in su, ot ve ateşin Müslümanlar arasında ortak bir mal olduğu hakkında hadisleri vardır.[54] Bu hadisin başka bir varyantı da Müslümanlar arasında su, tuz ve ateşin ortak olduğu şeklindedir.[55] Yalnız bu hadisteki “Müslümanlar” ifadesi bir tabir olarak gelmiştir demeliyiz. Çünkü bu kelime insan anlamında olup Müslim ve gayri Müslim herkesi ve tüm insanları içersine alır.[56]

Bardak, testi, tulum ve bidon gibi kaplara katılmış olan sular elde edilmiş ve kazanılmış demektir. Bir kazanç sahibine ait olacağı için böyle olan ve kaplarda bulunan sular da anları kim koymuşsa onların olur; yani bu kimseler bu suların sahipleri olurlar.[57] Ancak yeraltında bulunup akan sular kimsenin mülkü olamazlar. Suyun kazanılıp elde edilmiş olabilmesi için arkası kesilmiş olması şarttır. O nedenle elde edilmeyen sularda bütün insan ve hayvanların içme hakları vardır.[58]

Elde edilmiş mesela bidon içersine konulmuş olan yani ihraz edilmiş bir suyu satmada hiçbir sakınca yoktur. Böyle olan sular sahibinin rızası olmadan alınamazlar.[59] Ancak elde edilmemiş ve ihraz olunmamış olan mallar satılamaz. Bu sebeple “Herkes hava ve ziya (güneş) ile intifa eylediği gibi, denizler ve büyük göller ile dahi intifa edebilir.”[60]   

Meralarda-otlaklarda biten otlardan faydalanmaktan kimse kimseyi men edemez. Sahipli olan arazilerde kendiliğinden biten otlar da insanlar arasında ortaktır. Toprak sahibi, kendi yerinden toplanmış olan otu, toplayan kimsenin elinden alamaz. Ancak ot toplayanı kendi yerine girmekten men edebilir. Fakat başka bir yerde ot yoksa bahçe sahibi hayvanına ot vermek zorunda olan kimseye ihtiyacı olan otu ya koparıp kendisi verir veya ot toplamak için bahçesine girmesine müsaade edip izin verir.[61]

Ayetteki esbât kelimesi kabile olarak açıklanmaktadır.[62] İdari taksimatta kabile bucak ile karşılaştırılabilir.[63]

İstiskâ : Bu kelime su istemek anlamına geldiğinden halkın kendi hükümetlerinden su isteme hakları olduğuna, asanı taşa vur ifadesinin yerden artezyen usulü ile su çıkarmaya, meşrabehum: onların su alacakları yerleri kelimesinin su kaynaklarının da ortak bir mal olduğuna işaret ettiği anlaşılabilir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Yeraltı suları kimsenin malı değildir.

2- Yeraltı sularının kanalize edilmesi gerekir.

3- Yeraltı suları hükümetler tarafından çıkarılıp toplumun faydasına sunulur.

4- Bir toplumun kendi hükümetinden içme suyunu isteme hakkı vardır.

5- İçme suyu bedelsiz, karşılıksız olur.

6- Toplumun iç suyunu temin etmek hükümetlerin görevleri arasındadır.

7- Her bucak için ayrı bir su kaynağı temin edilir.

8- Artezyen usulü ile yerden sular çıkartılıp her topluma dağıtılır.

9- Su, ot ve ateş bütün insanlar arasında ortak bir maldır.

10- Su bidonu gibi kaplara katılmış olan sular bir mal gibi sahiplerinin olurlar.

11- Bir suyun elde edilmiş ve bir kişinin mülkiyeti altına girmiş sayılabilmesi için onun arkası kesilmiş olması şarttır.

12- Akarsular ve büyük göller kimsenin mülkiyeti altına giremez ve kimsenin malı olamazlar.  

13- Kimsenin malı olmayan, ihraz edilmemiş sulardan bütün insan ve hayvanların içme hakları vardır.

14- Elde edilmiş, mesela bidon ve fıçılara konulmuş bulunan suların satılmasında bir sakınca yoktur.

15- Elde edilmemiş, ihraz olunmamış olan mallar satılamazlar.

16- Herkes hava ve güneş-ziyadan faydalanabilir. Aynı şekilde denizlerden ve büyük göllerden faydalanabilir.

17- Meralarda-otlaklarda biten otlardan herkes faydalanabilir. Bundan kimse kimseyi men edemez.

18- Sahipli arazilerde kendiliğinden biten otlar toplumun malı olur.

19- Toprak sahibi ot toplamak için bahçesine girmek isteyen bir kimseyi men edebilir. Ancak başka yerlerde ot yoksa ve hayvan da aç kalacaksa bahçe sahibi hayvanına ot vermek zorunda olan bu kimseye ihtiyacı olan otu ya koparıp kendisi verir veya ot toplamak için bahçesine girmesine müsaade edip izin verir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 163

“(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.”

Sebt : Bu kelime kesmek anlamına gelip saçı kesmek demektir. Buradan alınarak işi bırakmak, tatil yapıp dinlenmek, iş tatili günü anlamında kullanılmaya başlanmıştır.[64] Bu kelime Kuran’da[65] iş tatili anlamında kullanılmıştır.[66] Bu, Yahudilerin mecburi olarak uyacakları hafta tatilini ifade eder. Ücretli işçilik esasına dayanan ekonomik sistemlerde mecburi hafta tatili yapılması zorunludur. Ancak İslam ekonomisinde böyle bir şeyin varlığı düşünülemez.[67] Çünkü İslam ekonomisi serbest mübadele ve hür teşebbüs esaslarına dayanır. İşçiye ve çalışana kredi verilmesi ve faizsiz banka sisteminin getirilmesi, bu durumu ortadan kaldırır. Mesela Cuma gününün İslam’da hafta tatili zannedilmesi, Cuma vaktinde alış-verişin ve her türlü iş yapmanın yasak edilmesinden kaynaklanmış olsa gerektir.[68] Hâlbuki bu Cuma ayetinde[69] namaz bitince yeryüzüne dağılın, Allah’ın fazlından rızık arayın buyrulmakla namazdan sonra çalışmanın ve ticaret yapmanın yasak olmadığı çok rahat bir şekilde anlaşılmaktadır.[70] Ayrıca kaynaklarda mesela Konyalı Mehmet Vehbi’nin yazmış olduğu tefsirinde “İslam’da resmi tatil ve boş bir saat yoktur” denilmekle[71] bir gerçek dile getirilmiştir.  

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Ekonomik düzenlerini, işçilik ve ücretle çalışma esasına dayandıran toplumlar, hafta tatili yapmak zorundadırlar.

2- İslam ekonomisinde serbest işçilik esası vardır.

3- İslam ekonomisinde makine hâkimiyeti olan her zaman durmadan çalışma mecburiyeti bulunan zorunlu bir çalışma sitemi olmadığından mecburi tatil de yoktur.

 4- Her toplum hafta tatili için kendisine bir tatil günü seçebilir.

5- İslam düzeninde mecburi hafta tatili yoktur.

6- Cuma günü çalışmak da veya çalışmayıp tatil yapmak da serbesttir. İsteyen çalışır ve isteyen tatil yapabilir.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 188

“De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben ğaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”

Bu ayette insanın daha çok sosyal bir varlık olup tek başına hiçbir şey yapamayacağı ifade edilmiş olsa gerektir. Kâfirler Hz. Peygamber’e gelip Rabbin bize ucuzluk dönemini haber versin de biz ucuzluk zamanında alalım, pahalılık zamanında ise satalım ve böylece kazanalım demişlerdi. İşte o zaman bu ayet-i kerime geldi.[72]

Buradaki faydadan maksat mal ve masat sahibi olmak, zarardan maksat da kıtlık ve hastalık olarak anlaşılmıştır.[73] Bir bireyin tek başına kendi kendine bir fayda ve zarar vermesi mümkün değildir. Ancak fayda ve zarar, Allah’ın müsaadesi ile toplum içersinde meydana gelir. Öyleyse fayda ve zararlar bir toplum düzeninde cereyan eder. Onun için devletin teminatı altında olan hakların tazmin edilmesi gerekir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Bir bireyin tek başına fayda ve zarar vermesi, ekonomik olaylar meydana getirmesi ve bir toplum düzeni kurması mümkün değildir.

2- Birey ancak bir toplum düzeni içersinde ekonomik hareketlerde bulunabilir, fayda ve zararlar meydana getirebilir; üretim ve tüketim yapabilir.

3- Devletin teminatı altında olan haklar bir zarara uğradığı zaman tazmin edilirler.

4- Devlet her zaman iyi kimselerin koruyup kollayıcısı olmalıdır.

5- Ne zaman bolluk ve kıtlık, ucuzluk ve pahalılık olacağını kimse bilemez.

6- Bolluk ve kıtlık, ucuzluk ve pahalılık dolayısıyla fiyatların düşmesi ve yükselmesi sosyal bir olaydır. Bireylerin ve hükümetlerin bu konudaki yapay müdahaleleri hiçbir şey ifade etmez.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 196

“Çünkü benim velim, Kitab’ı (Kuran’ı) indiren Allah’tır. O, bütün salihlere de velilik eder.”

Bu ayetten anlaşıldığına göre devlet, bireylerin velisidir. Bu hususta Hz. Peygamber’in bir hadisi de vardır. “Velisi olmayanın velisi sultandır-devlet başkanıdır.”[74] Bu konuda âlimlerin de icma ve ittifakı vardır.[75] En büyük veli devlet başkanıdır. Onun üstünde başka bir veli yoktur.”[76]

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Birey devletin velayeti altındadır.

2- Devlet bireylerin velisidir.

3- Devlet başkanı en büyük velidir. Onun üstünde başka bir veli yoktur.

 

Araf Suresi 7/ Ayet: 199

“Sen af-bağışlama yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”

Buradaki “afvı tut” ibaresine insanların mallarındaki fazlalık, zekât vergisi, iyi muamele etmek gibi manalar verilmiştir.[77] Mal hukuku ile ilgili konularda şiddeti bırakmak zor kullanmamak demektir.[78] Eğer ayetteki muhatabın Hz. Peygamber olduğunu kabul edecek olursak bu ifadeden hükümetlerin ceza ve mali ceza verme yetkilerinin bulunmadığını anlayabiliriz.

İyiliği emret ifadesi ile hükmü dinde açıklanmış ve belli olan şeylerin emredileceği anlaşılır.[79] Böylece hükümetlerin bunları yerine getirme durumunda oldukları görülmektedir. Bir de cahillerden yüz çevir-onlara ilişme buyrulmaktadır. Buna da kâfirlere dokunma, onları bırak gibi manalar verilmiştir.

 

Ayetten Çıkan Ekonomik Esaslar:

1- Hükümetlerin ceza verme ve mali ceza koyma yetkileri yoktur.

2- Hükümetler marufu emretmekle hükmü açıklanmış belli olan şeyleri emredip uygulamakla yetkili ve mükelleftirler.



[1] Alusi, VIII, 85

[2] Cassas, III, 33

[3] Elmalılı, III, 2152

[4] İbn Arabî, Ahkâm-ül Kuran, II, 771

[5] Elmalılı, III, 2153

[6] İbn Arabî, Ahkâm-ül Kuran, II, 772

[7] Elmalılı, III, 2154

[8] Razi, XIV, 63

[9] Razi, XIV, 63

[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 173

[11] Razi, XIV, 63

[12] Cassas, III, 33; İbn Arabî, Ahkâm-ül Kuran, I, 354: Elmalılı, III, 2155

[13] Razi, XIV, 67

[14] Cassas, III, 33; İbn Arabî, Ahkâm-ül Kuran, II, 773

[15] Elmalılı, III, 2155

[16] Razi, XIV, 148

[17] Kamus, I, 1084

[18] Razi, XIV, 142

[19] Bakara 2/ 271

[20] Razi XIV, 142

[21] Kamus, II, 39

[22] Reşid Rıza, VIII, 469

[23] Feridun Ergin İktisat, s, 67

[24] Süleyman Karagülle, Yekyol Dergisi, 2. devre XIII, 4

[25] Alusi, VIII, 162

[26] Şuara 26/ 155; Şems 91/ 13

[27] Reşid Rıza, VIII, 503

[28] Muhammed İbn Abdurrahman, Telhis, s, 138

[29] Reşid Rıza, VIII, 503

[30] Kamus, III, 1373

[31] Razi, XIV, 164; Reşid Rıza, VIII, 503

[32] Bakara 2/ 282

[33] İbn Arabî, II, 778; Reşid Rıza, VIII, 525

[34] İbn Arabî, II, 778

[35] Alusi, VIII, 176

[36] Razi, XIV, 174

[37] Alusi, VIII, 177

[38] Feridun Ergin, Ak İktisat Ansiklopedisi, s, 366

[39] Bakara 2/ 43

[40] Ebu Yala el-Ferra, Ahkâm-üs Sultaniye, s, 246

[41] İbn Abidin, II, 38

[42] Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam, Kitab-ül Emval, s, 708–711

[43] Serahsi, Mebsut, II, 199–200

[44] Alusi, VIII, 176

[45] Gazali, İhya, II, 73

[46] Nisa 4/ 29 ayetin tefsirine bak.

[47] Alusi, VIII, 178; Mehmet Vehbi, IV, 1685

[48] İbn Abidin, II, 42

[49] Serahsi, Mebsut, XXIII, 164

[50] Razi, XIV, 183

[51] Elmalılı, III, 2219

[52] Alusi, IX, 10

[53] Razi, XIV, 185

[54] Ebu Davud, Büyû', 60; İbn Mâce, Ruhun,16, No: 2472 Ahmed b. Hanbel, V, 364

[55] İbn Mâce, Ruhun, 16, No: 2472

 

[56] Kamil Miras, Tecridi Sarih, VII, 193

[57] Serahsi, Mebsut, XXIII, 165

[58] Mecelle, 1235, 1251, 1266. maddeler.

[59] Serahsi, Mebsut, XXIII, 165

[60] Mecelle, 1264. madde

[61] Serahsi, Mebsut, XV, 33

[62] Serahsi, Mebsut, XV, 33

[63] Bakara 2/ 271

[64] Elmalılı, VII, 5534

[65] Nahil 16/ 124

[66] Müfredat, s, 221

[67] Nahil 16/ 124

[68] Cuma 62/ 9

[69] Cuma 62/ 10

[70] Cassas, III, 449

[71] Mehmet Vehbi, Hulasat-ül Beyan, VII, 2921

[72] Razi, XV, 84

[73] Razi, XV, 84

[74] Buhari, Nikâh, 39

[75] Ayni, XX, 127

[76] Kettani, Nizam-ül Hükümet-in Nebeviyye, I, 2

[77] İbn Arabî, Ahkâm-ül Kuran, II, 812

[78] Razi XV, 96

[79] İbn Arabi, II, 812


*DEÜ İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi


 

emailrol.gif (21439 bytes)

arrow1b.gif (1866 bytes)

.