AKSA INTIFADA'SINA BIN SELAM!..

Filistin'de yine intifada rüzgarlari esiyor. Genciyle yaslisiyla tüm halk kiyamda. Siyonistler kursunlarla, bombalarla yüzlerce insani yerlere sermeye çalissa da binler, onbinler ayaga kalkmis halde. Son aylarda Filistin'de halkin tepkisinin giderek yükseldigi görülüyordu. Beyrut Kasabi olarak bilinen Ariel Saron'un ziyaret adi altinda Mescid-i Aksa'yi kirletme tesebbüsü ise fitili atesledi. Mescid-i Aksa'nin hürmetine yapilmis bu saldiri girisimini protesto gösterileri kisa bir zamanda tüm Filistin'e yayildi ve olaylarin baslangiç gerekçesine atfen Aksa Intifadasi seklinde adlandirildi.

Yillardir baris görüsmeleri, devlet ilani ve benzeri tartismalarla oyalanan insanlar biriken öfkelerini haykirmaktalar. Baris süreci adi altinda sürdürülen görüsmelerin hiçbir temel sorunlarina çözüm getirmemis olmasi insanlarin sabrini tasirmis görünüyor. Üstelik görüsmeler programlandiginda belirli bir zaman sonra gündeme alinacagi vaadedilen mültecilerin dönüsü ve Kudüs'ün statüsü gibi hassas maddeler çözüme gitmek söyle dursun gündeme bile gelmedi.

Gelinen nokta islami hareketin basindan beri israrla vurguladigi baris sürecinin bir oyalama ve siyonist isgali resmilestirmekten ibaret bir aldatmaca oldugu iddiasini ispatlamis durumda. Nitekim bu gerçek bugün Filistin halkinca düne nazaran daha fazla kavranmis halde. Çarpici bir gelisme olarak Intifada bu kez sadece 67 sonrasinda isgal edilen topraklarla sinirli kalmiyor. 48 sonrasinda isgal edilmis Filistin topraklari da hareketli. Siyonistlerin isgallerini mesrulastirmak için Israilli Araplar dedigi bu bölgelerde yasayan Filistinliler de Intifada'ya katiliyor ve kanlariyla Filistin'in bütünlügünü haykiriyorlar.

Mesele Saron'un Provokasyonundan Degil, Siyonist Çetenin Varligindan Kaynaklanmaktadir!

Filistin'de yasanan katliam ve zulmü münferit bir olayin sonucunda meydana gelmis bir gerginlik olarak sunma gayretleri konuyu saptirmaktir. Sorun Saron'un provokasyonu ile izah edilemez. Bu katilin girisimi sadece bardagi tasiran son damla olmustur. Sorunun temelinde siyonist isgal gerçegi vardir. Bizatihi siyonist çetenin varligi bütün aci ve istiraplarin kaynagidir.

Bati medyasi ve onlarla ayni agzi paylasan çevrelerin, vahsice sürdürülen katliamin sorumlulugunu Saron'un üstüne yikip, sanki o olmasaydi hersey güllük gülistanlikti seklinde bir hava olusturmaya çalismalari her zaman yaptiklari Israil'i yikama, aklama gayretlerinin güncellestirilmis bir örnegidir. Hayir, bunca insanin vahsice, hunharca katledilmelerini, tanklarin helikopterlerin destegiyle sürdürülen siddeti, çocuklari hedef alan gözüdönmüslügü Saron'la izah edemezsiniz! Kaldi ki, Saron kim? Tescilli bir asiri, bir fanatik seklinde sunulan Saron, bugün ana muhalefet partisi Likud'un lideri. Öyle gösterilmeye çalisildigi gibi marjinal bir unsur hiç degil. Muhtemelen ilk seçimde basbakanlik koltuguna oturacak bu siyonist Israil denilen isgal ve zulüm mekanizmasinin tipik bir temsilcisi.

Saron ya da Barak veya diger katiller, sonuç degismiyor. Önemli olan siyonist isgalin kim tarafindan ve hangi yöntemlerle sürdürüldügü degil. Isgal sürdükçe acilarin dinmesi imkansiz. Halen devam etmekte olan Intifada önümüzdeki günlerde hizini kaybetse ve dursa ne olacak ki? Sorun halledilmis mi sayilacak? Insanlarin yasadiklari acilar, karsilastiklari zulüm, sömürü ve vahset su anda oldugu gibi televizyon ekranlarindan 'yansitilmayi hakedecek boyutlarin' altina düsüp, siradan, rutin boyutlarina döndügünde ve dünya kamuoyu vicdanini giciklayan bir dertten kurtulmanin ferahligina kavustugunda mesele bitiyor mu?

Bir taraftan topraklarina el konulmus ve sürülmüs yüzbinlerce insan Ürdün, Lübnan ve Suriye'deki kamplarda en zor sartlarda yasama mücadelesi verirken, diger taraftan Israil dünyanin dört bir yanindan Filistin'e yahudi transferini sürdürüyor ve böylece isgali derinlestiriyor. Bati Seria ve Gazze'de güya Filistin Özerk Yönetimi'ne birakilan bölge yerlesimci adi verilen sivil siyonistlerce elege çevrilmis halde ve Filistin halki sürekli olarak yerlesimci terörü ile karsi karsiya kaliyor. Siyonistlerin cezaevlerinde hala binlerce tutsak var. Tarihe, uluslararasi hukuka, BM kararlarina karsin Israil, Kudüs üzerindeki isgalini kalicilastirmak için sürekli çaba sarfediyor; sehrin nüfus yapisini müslümanlar aleyhine bozuyor, tarihi arastirma bahanesiyle müslümanlara ait mukaddes mekanlari tahrip ediyor, diplomatik temsilcilikleri Kudüs'e tasinmaya zorlayarak isgali uluslararasi düzeyde resmilestirmeye çalisiyor.

Siyonist Isgal: Ümmet'in Kanayan Yarasi

As yok, is yok, güvenlik yok. Buna karsin acilar sonsuz, isgal ve sömürü had safhada. Filistin bu yönüyle Ümmet'in acili, hüzünlü cografyasi. Emperyalizm, siyonizm ve isbirlikçilik seytan üçgeninde müslüman halklarin maruz kaldigi zulmün ve kusatilmisligin bariz örnegi. Filistin Ümmet'in kanayan yarasi.

Siyonist isgali sadece Filistin'de ve yirmibes otuz bin kilometre karelik bir alanda yasanan bir hadise olarak algilamak yanilticidir. Siyonizm ne dün, ne de bugün kendi basina bir güç olmamistir. Varligini, gücünü ve misyonunu bütünüyle borçlu oldugu emperyalizmin Islam cografyasinin kalbine sapladigi bir hançerdir siyonizm. Bu yüzden emperyalizm ile siyonizm ayri düsünülemez. Ayni sekilde emperyalizm ile müslüman halklarin tepesinde çöreklenmis bir musibet olan isbirlikçilik arasindaki dogrudan iliski gözönüne alindiginda, siyonizm ve isbirlikçilik arasindaki irtibat açiga çikar. Bunun anlami açik; asil itibariyle cografyamizin bütünü emperyalist hedeflere ve isleyise baglilik noktasinda dolayli bir siyonist isgal altindadir.

Siyonistler ve ABD emperyalizminin bölgedeki uzantilari arasinda çok yönlü benzerlikler ve isbirligi mevcut. Örnegin baris süreci adi altinda bölge halklarina dayatilan statükonun hararetle benimsenmesi sözkonusu güçlerin ortak bir kaderi paylasma arzularini yansitmaktadir. Özellikle de islami yükselisin öncelikli tehdit olarak kabul edilip, siddetle bastirilmasina yönelik politikalar açisindan tam bir mutabakat ve isbirligi sözkonusudur.

Bu durum "nasil oluyor da müslüman halklar denizinin ortasinda yabanci bir unsur olarak siyonist isgal sürebiliyor?" sorusunun da cevabini sunuyor ayni zamanda. Isbirlikçi bölge güçleri sayesinde adeta bir güvenlik kusagina alinmis halde gasip Israil. Örnegin Ürdün, Misir ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinde siyonistlere karsi mücadele veren islami kisi ve kuruluslarin karsilastigi baskilar giderek artiyor.

Öte yandan yasadigimiz ülkenin adeta Israil'in arka bahçesine dönüsmüs olmasi, egemenlerin her geçen gün daha bariz biçimde siyonist çetenin askeri, istihbari, ekonomik ve kültürel çikarlarina göre politikalar gelistirmekte olmalari dikkat çekicidir. Islami hareketleri bastirmak, yok etmek yerel egemenler ile siyonistlerin en rahat ortaklastiklari konudur. Siyonist çete ve ülkemiz egemenleri arasindaki irtibat ve isbirligi öylesine yogunlasmistir ki, bugün artik siyonistlerin güvenligi ile ülkemizde hakimiyetini sürdüren diktatörlügün güvenligi birbirinden ayri ele alinamaz hale gelmistir. Yasadigimiz ülkede siyonist çeteye karsi çikmanin devletin bütünlügüne yönelik bir tehdit olarak algilanmasi artik siradan uygulamalardan sayiliyor.

Siyonist çete ile bölge isbirlikçileri arasindaki organik bag yeni degildir. Yeni olan sadece konjonktürel gelismeler neticesinde bu gerçegin açiga çikmasi, isbirlikçi güçlerin asil yüzlerini daha fazla saklama geregi hissetmemeleridir. Isbirlikçilik olgusu netlesmis, vuzuha kavusmustur. Öyleyse zulme ve isbirlikçilige karsi güçler de yaklasimlarini ve tavirlarini netlestirmelidirler. Öncelikle kavranmasi gereken gerçek siyonist isgalin Filistin topraklariyla sinirli bir olgu olmadigi, dolayisiyla ona karsi mücadelenin de yasadigimiz isgale karsi mücadeleden bagimsiz bir konu olamayacagidir.

Filistin Direnisi: Ümmet'in Onuru

Hergün türlü acilarin yasandigi, oyun yasinda çocuklarin kursunlara hedef oldugu, analarin feryatlarinin hiç kesilmedigi Filistin, dünyanin bütün duyarli müslümanlari için bir hüzün ve öfke kaynagi. Ama Filistin ayni zamanda Ümmet'in onuru da! Bütün kusatilmisligina ragmen direniyor. Ümmet'in sahip çikmakta gevseklik gösterdigi, zaaf gösterdigi Islam'in hürmetini canlar pahasina savunuyor; Rabbimiz'in çevresini bereketli kildigi, her yanina Resuller'in izleri sinmis ve Muhammed aleyhisselamin isra mucizesinin mekani olmus Mescid-i Aksa'nin hürmetini evlatlarinin kanlariyla koruyor.

Aslinda düsündüren bir manzara bu, düsündürmesi gereken daha dogrusu! Mescid-i Aksa tüm Ümmet'in izzeti degil mi? Kudüs bütün müslümanlara emanet degil mi? Neden öyleyse bu agir yük sadece Filistinli kardeslerimizin zayif omuzlarina kaliyor? Neden Ümmet'in bir kisim evlatlari canlarindan geçerken, ayni degerleri paylastiklarini söyleyen diger mensuplari hareketsiz, sessiz, duyarsiz kalabiliyor; neredeyse kalblerinde bugz tasimaktan bile acz içine girebiliyorlar?

Bir yanda gençler, yasli dedeler, küçücük çocuklar ellerinde taslarla sokaklari doldurmus ve "kanimizla canimizla sana kurban oluyoruz ey Aksa!" sloganlariyla kursun yagmuruna karsi yürümekte; diger yanda siyonistlerden icazetle Kudüs turlari düzenleyerek 'büyük sevaplara' aracilik eden isbilir tüccarlarimiz ve Kudüs'te kildiklari her rekat namazin bilmem kaç kat karsiligini alma ümidiyle mutlu hacilarimiz! Rabbim sen bize akil ver, basiret ver, cesaret ver! Ve bize tövbe yolunu kavrat!

Filistin'den yansiyan görüntüler iç burkuyor, yürek parçaliyor. Ama ayni zamanda kivanç veriyor. Çünkü Filistin sahitlik ediyor. Islam'in haremi için insanlarin herseylerini feda etmeleri süphesiz övünç duyulmasi ve ayni zamanda da ibret alinmasi gereken bir manzara. Söz ile amelin uyumunun bir nisanesi bu. Ayni sekilde deger atfedilen seyler için fedakarlikta bulunmanin gerekliliginin örnekligini sunmakta.

Gerek dünyanin pek çok bölgesinde gerek Türkiye'de müslümanlar olarak yasadigimiz sikintinin temelinde yatan da tam bu iste! Inandigimiz degerlere gerektigi biçimde baglilik göstermek noktasinda acze düsmek; karsi karsiya oldugumuz pek çok sikinti ve açmazin temelinde bu yatiyor. Kaybedecek ne kadar da çok sey biriktirmisiz! Iste gözlerimizin önünde insanlar canlarindan geçiyorlar, ana kuzusu çocuklar ellerinde taslarla ölüme yürüyorlar. Insanin fedakarlikta bulunmak için canindan daha degerli ne olabilir? Ama gerektiginde hiç tereddüt etmeden Rablerine sunuyorlar. Bu manzara karsisinda "ama okulum", "ama isim, memuriyetim, sicilim, amirlerimle, patronumla, müsterilerimle, hocamla, esimle dostumla iliskilerim", "ama kariyerim, gelecegim, çocuklarimin ailemin huzuru" ve benzeri daha bir yigin gerekçe ne kadar da anlamli! Ve bu "anlamli zincirleri" kirmadan, bunlardan kurtulmadan kurtulus ne kadar uzak!

@ Ekrem Yolcu

Kaynak: Haksöz dergisi

arrow3h.gif (1916 Byte)