hkaraman.jpg (3987 Byte)

Prof. Dr. Hayreddin KARAMAN'la söyleyisi

Abdullah ERAÇIKBAS - Faruk ÇAKIR

Tavir almakta GEÇ KALDIK

KANUNSUZ basörtüsü yasaginin, mensubu oldugu MÜ Ilahiyat Fakültesine dayanmasi üzerine istifa eden Karaman, ilahiyatçilarin da yasak karsisinda üzerine düseni yapmadigini söyledi.

Mevlânin kullari hep güzel olamaz, malûm oldugu üzere. Bir ayet-i celile var. Orada, Allah—sarta bagli degildir bir anlamda, evet—lakin onun kendisi böyle diyorsa bize de ukalalik düsmez. O diyorsa ki Benim yardimim sizin de üzerinize düseni yapmaniza baglidir... Adetullah böyledir. Bize düsen ona uymaktir. Onun kanunu böyledir. ``Intensurullaha yensurküm" bunu söylüyor. Duâ iki kisimdir, diyorum. Kavlî duâ, amelî dua. Biz Müslümanlar bunun kolayini çok yapiyoruz. Kolayi, kavlî dua. Oturuyoruz namazlardan sonra bunu yapiyoruz. Buna itirazim yok. Duâ, kulun Allah'a has ibadetlerindendir. Kulun Allah'a en çok yaklastigi—sahsî kanaatime göre—birincisi secde ise, ikincisi duadir. Suur orada hemen hemen Allah'a kapanmistir. Tabiî suurlu dua... Insan halin iktizasina göre dua etmelidir. Bu daha suurlu olur. Zaten dua bir ibadet. Illa da istedigimizin dünyada gerçeklesmesi anlamina gelmez. Duada icabet,—tesbihte hata olmaz—fisi taktiginizda cereyanin gelmesi gibidir. Sen fisi düzgün takarsan, cereyan gelir. Kusur varsa, bende olur. Duâda icabet budur zaten. Sen hayirsiz bir sey istiyorsan, Allah sana vermeyebilir. Allah'tan hem genelde hayirlisini diliyorsun, hem de bilmeden hayirsiz bir `sey' istiyorsun. O zaten sana vermemesi lâzim, çünkü hayirlisini istiyorsun...

28 SUBAT DINDARIN ÜZERINE GITTI

Yasak nasil Marmara Ilahiyat'a dayandi. Geçtigimiz sene, `Böyle bir uygulama olursa, ögretim üyeleri olarak biz istifa haziriz' demistiniz...

Türkiye'de problem, Müslümanlarin din özgürlügü alaniyla ilgili problemleri sadece basörtüsünden ibaret degil. Buradan baslamak istiyorum. 28 Subat—sahsî kanaatime göre—dindarlikla, ülke için tehlike teskil eden ve terörü araç olarak kullanan, Islâmi da kullanan hareketi birbirine karistirdi. Bakin dikkat ederseniz, adini bile kullanmadim. Meselâ, radikal Islam bile demiyorum, ya da radikal Islâmcilar bile demiyorum. Söyle demeyi tercih ediyorum: Terörü ve Islâmi araç olarak kullananlar... Bununla dindarligi birbirine karistirdilar. Ikisini de ayni kefeye koydular. Ve ikisini de birden yok etmeye karar verdiler. 28 Subat kararlarina bakilinca bu görülür.

Dindar bir insan milletini sevmez mi, sever. Dindar bir insan bütün bir insanligi sever. Neden biliyor musunuz? Bütün insanlar Allah'in kuludur, bir kismi icabet etmis kuludur, bir kismi da dâvet edilen kuludur. Biz bir kere insanliga böyle bakariz. Mü'minlerin maddî ve manevî degerleri korunmalidir. Mülk maddî degerlerdendir. Vatan da mü'minlerin mülküdür. O halde mülkiyeti korumak mü'minligin icabidir. Yani yurduma bagliyim, yurdumu korurum, kimseye vermem. Parçalanmak; hayir Islâm birligi emreder, tefrikayi yasaklar. Ben elimden gelse Türkiye disindaki Müslümanlari, ondan sonra da insanligi baska bir platformda bir araya getirmeye, Allah'in insanliga sundugu nimeti adil bir sekilde paylasmaya çalisirim. Niye parçalanmaya taraftar olayim? Niye böleyim?   DINDE ZORLAMA YOK KI...Simdi gelelim ``seriat dayatmasi"na... Biz müminler suna inaniyoruz. Kimseyi zorla mü'min kilamazsiniz, zorla münafik kilarsiniz. Bir insani zorla inandirirsaniz iman münafigi, zorla amel ettirirseniz, amel münafigi olur. Bu bizim kitaplarimiza girmis bir konu iken, biz insanlara seriat dayatir miyiz? Bu da olmayacak birsey.

Hakiki dindarin istedigi sey, baskalarinin hak ve hürriyetlerine zarar vermeden, azami seviyede Müslümanca yasamak istemekten ibarettir. Müslümanlarin, dindarlarin Türkiye'de istedikleri baska bir sey yoktur. Bunun adina biz dindarlik ve dindarin talebi dememeliyiz. Iste bu imkâni veren her siyasî semsiye, Müslümanlarin itiraz etmeyecegi bir siyasî semsiyedir. Bu imkâni veriyorsa, Müslümanin buna itirazi olmaz. Ve Müslümanligini yasar. 28 Subat'in bir yanlis teshis üzerine bina ettigi ve uygulamaya koydugu tedbirler, dogrusu Müslümanlari derinden yaraladi. Kur'ân kurslarinin fonksiyonlari azaltildi, imam hatip liseleri kapatildi sayilir. Din egitimi anayasamizda oldugu halde geregi yapilmadi. Anayasamizda ihtiyarî din egitimi vardir. Orada muallakta duruyor. Medya ve ekonomi alaninda Müslümanlarin üzerine gidildi. Örgütlenme konusunda Müslümanlarin üzerine gidildi.

Bunlarin karsisinda da dogrusu bizim teskilâtlanmamiz, demokrasiyle yönetilen ülkelerde olmasi gereken seviyede degil. Ister tarikat, ister cemaat, ister vakif seklinde olsun, herkesin bir takim örgütlenmeleri var. Müslümanlarin da dahil oldugu örgütlenmeler var. Her kesimin sivil toplum kuruluslari dedigimiz teskilâtlanmasi var Türkiye'de. Adini andigim örgütlenme biçimleri halkin, taleplerini siyasete yansitmak için yeterli olan sivil toplum örgütleri degil. Bu arada asilamayan daglar var. Halkin talepleri var, bir de siyasilerin faaliyetleri var. Bu ikisinin arasinda asilamaz daglar var. Bu daglari eritmek, bu siyasî taleplerimizi parlamentoda siyasî irade haline getirmek tek çözüm yoludur. Baska çözüm yolu yoktur.

YASAK IZTIRAP VERDI

Bizim Müslümanlar olarak bir kisim taleplerimiz vardi. Bunlarin içerisinde benim son hareketime mesned teskil eden, inancina göre giyinen bayanlarin, çalisma ve okuma haklarinin elinden alinmasi istenmesi olmasidir. Bu uygulama daraltila daraltila, en son geldi ilâhiyatlara dayandi. Biz en azindan bunu ilâhiyatlarda uygulamamalarini beklerdik. Bu beklentimiz de bosa çikti. Geçen yil bir çok ilâhiyatta uygulamayi baslattilar. Oralarda çözüm olmadi, iztirap devam etti. Altini çiziyorum, çözüm olmadi iztirap devam etti. Talebenin büyük bir kismi okulu birakti. Içeriye giren—ister basina peruk taksin, ister basini açsin—büyük bir iztirap, düs kirikligi, kafa karisikligi, psikolojik bunalim içerisinde egitime devam etti. Böyle bir okul faaliyetine normal bir okul faaliyeti denilebilir mi? Bana çözüm diyebilir misiniz? Diyemezsiniz.

O halde uygulanan yerlerde çözümsüzlük devam ediyor. Ama bunlar, herseye ragmen uygulama alanini genisletmeye karar verdiler. Gele gele, çok önemli bir ilahiyat fakültesi olan—diger ilâhiyâtlarin agabeyi sayilan—Marmara Ilâhiyât Fakültesine kadar geldiler. Geçen yil bu yüzden rektörümüzü görevden aldilar—MÜ'de yeterli hassasiyeti (yasak konusunda) göstermiyor diye. Bu yil iki önceki dekanimiz istifaya zorlandi. Prof. Dr. Mustafa Fayda, yasak uygulanirsa istifa ederim demisti, baska bir sebeple ayrildi. Saim Yeprem Beye de kesin bir uygulama emri getirdiler, o da istifa etti. Baska bir zati, bunu uygulasin diye dekan tayin ettiler. Iste ben de bu krizin sonlarina dogru yaklastigimda istifa ettim.

Çocuklarimiz bundan son derece muzdariptirler. Sunu büyük bir kesinlikle ortaya koyuyorum: Devletin elinde istihbarat var, sosyal arastirma kurumlari var. Gelsin, bütün ilâhiyatta ve Marmara Ilâhiyatta sosyal arastirma yapsin ve sunu tesbit etsin. Ben, hodri meydan diyorum. Bu örtünmede israr, bu çocuklara baska yerden mi telkin ediliyor, yoksa bu çocuklarin kendi inançlari geregi mi? Gelsin, arastirma yapsinlar, tesbit etsinler.Dayanmak istedikleri bir iddia var. Hep, `siyasî simge' deyip duruyorlar?ÖRTÜNME SEKLINI BELIRLESINLERBu millet, meselâ 8. yüzyildan sonra Islâmla müserref olmaya baslayinca, kadinlari da Müslümanca örtünmeye baslamislardir. Zaten daha önce de örtünüyorlardi, örtünmeyenler de Müslümanca örtünmeye basladi. Köylüyse köylü kültürüne göre, sehirliyse sehirli kültürüne göre, ama örtünme olayini gerçeklestirmek kaydiyla...

Örtü, bizim tarihimizde var mi, var. Öyleyse, tarihten günümüze gelen örtüyü, 20-30 sene evvel çikmis bir siyasî hareketin simgesi sayabilir misiniz?

Sayamazsiniz, çünkü bu akil ve insaf disi olur. O zaman ben sunu söylerim: Diyelim ki, 20-30 sene önce ortaya çikan siyasî, ideolojik bir hareket varsa ve bir basörtüsü sekli bu hareketin simgesi ise, bunu devlet belirlesin, tesbit etsin. Bunu samîmî söylüyorum, karikatürize etmiyorum. Bunu belirlesinler. Biz ilâhiyât hocalari olarak kizlarimiza diyelim ki, `Bakin simge için örtünüyorsaniz,—simge budur—onu örtenlerin Islâmî örtünmeyle bir alâkasi yoktur.

Bize göre de yoktur. Ama siz Allah rizasi için örtüyorsaniz, bundan sonra söyle örtüneceksiniz. Bu simgesel örtünmeyi birakacaksiniz' diyelim ve derhal uygulamaya geçelim diyorum. Samimiysek. Getirsinler bunu. Ben oldukça eski bir imam hatip hocasi, enstitü hocasi olarak teminat veriyorum, çocuklarima bunu örttürecegim. Emekli de olsam—Allah'in izniyle—bunu yaparim. Buna gücüm yeter. Söyle gücüm yeter—tabiî ben imparator degilim, emir filan da degilim. Ama Allah'a sükür, manevî güvenilirligim var, ona dayanarak söylüyorum. Böylece problem olmaz.   Benim yaptigim çiglik atmaktir

Çareyi hukuk, demokrasi kurallari içinde aramak gerektigini belirten Karaman, ``Ben yasaga maruz kalanlarin çigligini daha uzaklara ulastirmak için görevden ayrilmaya karar verdim" dedi.

Iste yasak gelip bu ilâhiyat fakültesinin kapisina dayaninca,—inanci geregi basini örtenlere yasak gelip dayaninca basini örtenler vaveylayi koparir, bundan da tabii baska bir sey olamaz—Yani bir insanin biyolojik ihtiyaci yemektir. Aç bir insanin önünden yemegini aldiginiz zaman nasil aglar, bagirir, onu geri almak ister. Bu ne kadar tabiî ise, din de manevî bir ihtiyaçtir. Inanmak ve dindarlik manevî bir özelliktir. Dindarin da inancina, örtüsüne müdahale edilince, onun da aglamasi, sizlamasi çok tabiî bir olaydir, vakiadir. Çocuklarimiz büyük bir endiseye kapildilar. Bunu çevrelerine duyurmaya çalistilar. Aman bize, yardim edin, çare bulun dediler.

Ben de iste—o kelimeyi çok sik kullandim, burda da kullanayim—onlarin çigligini daha uzaklara ulastirmak için görevden ayrilmaya karar verdim. Benim gibi bunca yillik tecrübesi olan bir insanin bu kararinin medyada yanki yapacagini, sivil toplum örgütlerinde yanki yapacagini düsündüm. Ben—basta da söyledigim gibi—çareyi hukuk ve demokrasi çerçevesinde arayan bir kisi oldugum için, hukukun disina çikarak, demokratik üslûbun disina çikarak çare aramayi tavsiye etmedigim için, umdum ki ve hâlâ umuyorum ki, çocuklarimizin çigligi ve benim çiglim ve bu çigliga katilabilecek baska sesler, bu halk, taban talebinin siyasî arenada yansimasini saglar.Konusmanizin bir yerinde dediniz ki, ``Bu sikintilarin kaynaginda Islâmi kullananlarin da kusuru vardir." Buna dayanarak sormak istersek, din adina siyasete girenlerin bu gelismelerde payi yok mu? Bazi hocalar yasak için fetva verdi, direnç kirildi. Baski yapanlarin suçu yok demiyoruz tabiî...Simdi, olan olmustur. Aslinda olani muhakeme etmenin bence su faydasi olur. Insanlara söverek bir yerlerimizi sogutmak için biz geçmisi konusmayiz. Nerde yanlis yaptik, bir daha yapmayalim diye konusuruz. Sorunuzu bu açidan ele aliyorum. Yani biz nerde hata yaptik? Bir daha nasil yapmayalim.Genel çerçevede sunu söyleyeyim: Bir defa Müslümanlar gruplar, grup kelimesini burda kullaniyorum, ama grubu bir firka anlaminda, ayri bir din gibi degi. Ben bu grubu—cami cemaati var ya, yani dünyanin neresinde bir cami varsa senindir. Bir cemaat varsa senin kardesindir, ama senin mahallende de bir cami var. Bu anlamda kullaniyorum, böyle olmalidir. Böyle olmazsa zaten birinci hatamiz oradadir.

 

Cemaatimizi ayri bir mezhep haline getirirsek, birinci hatamiz oradadir. Ikincisi, herhangi bir cemaatin derdini bütün cemaatler kendi derdi olarak telâkki etmedigi sürece yine sonuç alamayiz. Etmediysek hata etmisiz. Bana dokunmayan yilan bin yasasin, simdilik benim camime dokunmuyorlar, bilmem Kesmir'de bir cami yakmislar, bana ne diyorsak bir gün gelir Türkiye'de cami yakarlar, bir gün de gelip senin mahallendeki camini de yakarlar. Üçüncüsü, Allah Teâlâ Hazretleri, kullarini güçlerinin yetmedigi seylerle yükümlü kilmaz. Teklifi, ferdî olsun, içtimaî olsun gücümüzle dogru orantilidir. Gücümüz neye yetiyorsa, onun talibi olmaliyiz. Simdi, aslinda gücümüzün yetmedigi bir konuyu gündeme alip, talip olup, sizden baskalari—öteki dediginiz kisileri—korkutur, endiseye düsürür, yarinlari hakkinda güvensizlik içine düsürürseniz o da hatadir. Geçmisteki hatalari grup adi vermek yerine genel olarak böyle siralamak isterim.

 ILÂHIYATÇILAR IMTIHANI KAYBETTI

Genel olarak ilahiyatçilarin suskunlugunu nasil yorumluyorsunuz? Bu yasak ilahiyatlarin kapisina dayanmadan, ellerinden geleni yapabildiler mi? Hayir, yapamadik, yapmadilar, yapamadik! Diyanet Isleri Baskanligi, basörtüsü dinî bir vecibedir diye—vaktinde—fetva vermis. Bu devamli, çok güçlü bir delil, bir dayanak olarak kullanildi. Peki, ilâhiyat fakülteleri ne yapiyor? Islâmi okutuyor. Islâmi okutan bir kurumun da bu konuda kamuoyuna açiklamasi gerekmez miydi? Gerekirdi. Simdi Türkiye'de öylesine bir özgürlük kisitlamasi ve demoklesin kiliçlari basüstünde sallanan var ki, ilahiyat fakültesi ögretim üyeleri böyle bir görüsü yazili hale getirip kamuoyuna açiklamaya cesaret edemediler. Yani, bu kadar cesaretleri kirilmis, üniversite ögretim üyeleri var, düsünün. Bununla nereye gidilir?

Bundan iki sene kadar önce—belki de daha fazla—bu sorunuza cevap mahiyetinde bir yazi kaleme alindi bizim fakültemizde. Altini yüzden fazla hoca imzaladi. Sorumlu ilgili bütün birimlere, parlamentoya, sahislara gönderdi. Bunu örnek alan Bursa Ilâhiyat Fakültesi de böyle bir sey yazdi, onlar da gönderdi. Biz istiyorduk ki bunu her halde bütün ilâhiyatlar yapar. Uludag Ilahiyat tahkikat açti, orada dekan yardimcilarina ve bütün ögretim üyelerine ceza verdiler. Görevlerini ellerinden aldilar vs. Orada is tikandi. Bir adim daha ileri gidilemedi. Kimse cesaret edemedi. Tikanikliklar böyle meydana geliyor.

YASAK EVRENSEL HUKUKA AYKIRIT

abiî, simdi ne yapilmaliydi derseniz, evrensel hukuka, insan haklari ve dünyada uygulanan uygulamalara aykiri bir sey yapiyorsaniz, bu aslinda hukuksuzluktur. Hukuksuzluga artik böyle bakmak zorundayiz. Sadece yerel hukuk artik geçerli olmaktan çikmistir. Türkiye, AB'ye aday ülke oldu. AB'nin hukuku ve standartlari bizim de hukuk ve standartlarimiz olmak zorunda. Bunlari gönülden benimserim, benimsemem o ayri bir sey. Ben vak'ayi söylüyorum, vak'a budur. Bizi hukuka aykiri davranmakla itham edenlere, kendi argumanlariyla hitap veriyorum. Demek ki, yerli hukuk kapali, yerli hukuk artik geçerli degildir.

Siz, anayasanizi da diger kanunlarinizi da talip oldugunuz birligin hukukuna intibak ettirmek durumundasiniz. Zaten bunu yapacaginiza dair de irade beyaninda bulunmussunuz. Ve degistirmeye de baslamissiniz. Bunu da her gün konusuyorsunuz. Hukuk buysa, o zaman ögretim üyelerinin herhangi bir konuda görüs beyan etmesini engelleyemezsiniz, cezalandiramazsiniz. Eger cezalandiriyorsaniz bunu neye göre yapiyorsunuz? Diyelim ki, bir yönetmelige göre. O zaman yönetmeliginiz hukuka aykiridir! Kanun, kanununuz hukuka aykiridir. Iste böyle durumlarda sivil itaatsizlik gerekir diyorum. Istifaniz okulda nasil karsilandi? Yasagin uygulanmasi durumunda ne olacak? Yeni dekan ne yapacak?Sorunuzun her sikkiyla alâkali standart, ittifakli tek bir yaklasim yok, farkliliklar var. Benim ayrilmam, apaçik daha 2,5 yil hizmet imkânim varken, bir çok konuda mahrumiyeti netice veren bir ayriliktir. Bazi arkadaslar söyle diyorlarmis: Zaten sorusturma geçiriyordu, zaten ayrilmasaydi atacaklardi. Hayir. Benim atilma tehlikem, öyle kesin bir tehlike degildi. Evet, ben sorusturma geçiriyordum, ama durumdan emindim. Yaptigim savunma, bana bir cezanin gelmeyecegi kanaatini veriyordu. Atilma beklentisi içinde degildim. Ben atilacagim diye ayrilmadim, tam aksine, bize dayatilan basörtüsü yasaginin yanlisligini kamuoyu yoluyla ilgili mercilere ulastirma maksadiyla, bu ise yarar diye ayrildim.

 

Bunu bir defa daha açikliyorum. Bu ayrilisi böyle degerlendirenler de oldu, böyle degerlendirmeyenler de oldu. Hariçten aldigim intiba, dahilden aldigim intibadan daha müsbettir. Halen bizim fakültemizde bu yanlis karardan dönülecegi ümidi var. Bundan dönülmez ve uygulama baslarsa, `Ne yapalim, devlete bizim gücümüz yetmez, bizim vazifemiz çocuklarimizi egitmektir' diyenler de var, `Hayir bu karar yanlistir, bu bir haksizliktir, bunun karsisinda susmamiz, sükût etmemiz ve bu kararin uygulanmasina katkida bulunmamiz benim içime sinmez' deyip ayrilacak olanlar da var.

Yeni atanan dekan konusunda, bu fakülte içerisinde suyun üstüne çikmis, zahir olmus bir adem-i kabul belirtisi yok. Bunu da anlamak lâzim. Söyle; siz bir maslahata binaen burda kalmaya karar vermissiniz. Bir yönetimin hem yöneticisine karsi olup, hem orada kalmak mümkün degil. Bunu anlamak lâzim. Arkadaslari da bu bakimdan dogrusu hakli görüyorum. Benim tavrim da çünkü yeni dekanla dogrudan alâkali degil. Bu yasak uygulama kararini bir mekanizma verdikten sonra bunu uygulayacak birisini bulacak. Yani, -tesbih biraz agir kaçar mi, bilmiyorum. Ama tesbihte hata olmaz denir. Bir insan haksiz yere idama mahküm olmus ve bu icra edilmisse siz gidip cellada kizmazsiniz. Cellada mi düsman olursunuz? Hayir, cellat memurdur. Bir cellat bulunur. Onu birakir, geriye dogru gidersiniz, karari verene...

Simdi dekan atanmis. Onlar da bakiyorlar. Evet, görünürde bu zat, bu karari uygulamak için getirilmistir. Bundan önceki de bunu uygulamadigi için çekilmistir. Yoksa Saim Bey, basarili bir yöneticiydi, kendisi de onu tayin edenler de ondan memnundu. O demek ki, çok kesin gördü kararlarini ve ayrildi. Bu arkadas yeni geldi. Bu da henüz uygulamayi baslatmadi. Durup dururken niye buna cephe alsinlar? Dogrusu bu açidan davranislarini dogru buluyorum.

@ Ekrem Yolcu

Kaynak: Yeni Asya Gazetesi, 07.01.2001

arrow3h.gif (1916 Byte)